YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21864
KARAR NO : 2014/14432
KARAR TARİHİ : 18.09.2014
MAHKEMESİ : KEŞAN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/06/2013
NUMARASI : 2012/4-2013/303
Taraflar arasında görülen yüzölçümün düzeltilmesi, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın kesin hüküm nedeni ile reddine, birleşen davanın ise sadece elatmanın önlenmesi isteği bakımından kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılardan C.. A.. vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, yüzölçümünün düzeltilmesi, birleşen dava çaplı taşınmaza elatmanın önlemesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; asıl davanın kesin hüküm nedeni ile reddine, birleşen davanın ise sadece elatmanın önlenmesi isteği bakımından kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, asıl ve birleşen davanın davalısı tarafından elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne hasren temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan tüm delillerden; yapılan kadastro çalışmaları sonucunda çekişmeli .. parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı esas alınarak 19.750,00 m2 miktarlı olarak davacı İsmail adına, ..sayılı parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı esas alınarak 27.000 m2 miktarlı olarak davalı Cemali adına tespit gördüğü, davacının yüzölçümünün düzeltilmesi isteği ile açtığı Keşan Kadastro Mahkemesinin 1985/173E., 1988/178K., sayılı kadastro tespitine itiraz davası sonucunda; tespitin iptali ile .. sayılı parselin 27.000 m2 miktarlı olarak davacı adına,.. sayılı parselin ise .. miktarlı olarak davalı adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksızın 20.02.1989 tarihinde kesinleşmesi üzerine bu miktarlar üzeriden tescilin sağlandığı, nevarki hali hazırda davacı parselinin zeminde eylemli olarak .. davalı parselinin ..olduğu, kadastro mahkemesince yerinde keşif yapılarak kararın eki sayılacak bir kroki düzenlenmeksizin afaki olarak parsel miktarlarının düzeltildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, HMK’nun 303.ve devamı maddelerinde düzenlenen kesin hükümden sözedilebilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm tekrarı ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Somut olayda her ne kadar mahkemece 1985/173 esas sayılı kadastro mahkemesi kararı kesin hüküm olarak kabul edilmiş ve her iki davanın tarafları aynı ise de dava sebepleri ve talep sonucu aynı olmadığından bir kesin hükümden sözetme olanağı yoktur. Ancak kesin hüküm nedeniyle istek reddedildiği halde temyize gelinmediğinden bu yön bozma nedeni yapılmamıştır.
Bilindiği ve TMK’nin 719.maddesinde düzenlendiği üzere; taşınmaz sınırları tapu planları ve arz üzerindeki sınır işaretleri ile belirlenir. Tapu planları ile arz üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa aslolan plandaki sınırdır.
Eldeki davada her ne kadar davacı parselinin 27.000 m2 olarak tesciline ilişkin kadastro mahkemesi kararı var ise de, bu karar mevcut durumla örtüşmemektedir. Şöyle ki, kadastro mahkemesince keşif yapılarak bir kroki düzenlenip davalı parselinin bir bölümünün tapusu iptal edilerek davacı adına tescile karar verilmemiş, taraf beyanlarına itibar edilerek davacıya ait 757 sayılı parselin 27.000 m2 olarak davacı adına tesciline karar verilmiş ve bu arada kadastro tespiti sırasında düzenlenen kroki aynen korunmuştur.
Aslolan harita olduğuna ve davacı parselinin haritasına göre yüzölçümü 19750 m2 olduğuna göre buna itibar edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca elatmanın önlenmesi isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken, infazı mümkün olmayacak şekilde 7.250 m2’lik bölüm yönünden elatmanın önlenmesine karar verilmesi doğru değildir.
Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Bilindiği üzere Kadastro; taşınmazların sınırlarını, geometrik şekillerini ve yüzölçümleri ile maliklerini belirleyen tapu siciline kayıt çalışmasıdır. Bir başka deyişle kadastro , tüm ülke sınırları içerisindeki taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirleyerek hukuki durumlarını tespit etmek ve işlemlerin kesinleşmesi sonucunda Türk Medeni Yasasınca öngörülen tapu siciline tescil ederek hak sahiplerine tapu belgelerini verme işleminin bütünüdür. Tanımdan dan anlaşılacağı üzere kadastro işlemi ile taşınmazın haritaya bağlanma (çap oluşturma) işlemi yanında taşınmazın tasarruf durumu da(hak sahibide) belirlenir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden 1982 yılında yapılan kadastro tespiti işlemleri sonrasında davacının çekişmeye konu ..ve ..parsel sayılı taşınmazların tespitine Kadastro komisyonu nezdinde itiraz ettiği, itirazın reddi üzerine Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açtığı, mahkemece davalının keşif esnasında davayı kabul sebebi ile davanın kabulüne tespitlerin iptaline,..parselin.. olarak davalı Cemali adına .. parselin ise ..olarak davacı İsmail adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 20.02.1989 tarihinde kesinleştiği bu şekilde tapuya tescillerin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kadastro Mahkemesi kararı ile taşınmazların kadastro tespitleri iptal edildiğine göre, hem taşınmazlara ait çap, hemde hukuki durumu saptayan tespit tutanakları iptal edilmiş demektir. Aslında kadastro mahkemesince yapılması gereken şey teknik bilirkişiye yeniden harita düzenlettirip hangi parselden ne kadar kısım iptal edecekse bu kısmı kararında göstermesi ve iptal ettiği çapın yerine yeni bir çap koyması gerekirdi. Bunu yapmadığına göre iptal edilen çapın yerine konulmuş yeni bir çaptan söz edilemez. İptal edilmiş eski çap da uyuşmazlığın çözümünde esas alınamaz. Eldeki el atmanın önlenmesi davasının çözümü ise geçerli bir çapın bulunmasına bağlıdır. Mahkemeler infazı kabil hükümler oluşturmalıdır. Bu husus kamu düzenindendir. O halde mahkemece yapılması gereken şey mahallinde keşif yaparak tarafların da göstermesi ile ortak sınırı belirlemesi davalı tarafından elatılan kısmın krokisinde gösterilmesi ve buna göre el atmanın önlenmesi bakımından olumlu yada olumsuz bir karar vermesi gerekirken farklı düşünce ve yazılı gerekçe ile hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi sayın daire çoğunluğunun bu gerekçe ile kararı bozması gerekirken farklı gerekçe ile kararı bozmuş olmasıda doğru değildir. Bu nedenlerle daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyoruz.