YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5101
KARAR NO : 2014/6347
KARAR TARİHİ : 25.03.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/12/2012
NUMARASI : 2005/339-2012/495
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 25.03.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı S.. K.. ve vekili Avukat Ş. A. K. ile temyiz edilen vekili Avukat Ö. T. Y. geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davalılar K.. Ö.. vd.vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S. Ö. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava ve birleşen dava, tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 18935 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 4 nolu bağımsız bölümün Ç.. Ö.. vekili M.. T.. tarafından 21.07.2005 tarihinde davalı S.. K..’a satış yoluyla devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, asıl davasında ıslah yoluyla ve birleşen dava dosyasında; davalı K.. Ö..’nün babası olup, taşınmazı kendisi adına satın aldığını, taşınmazdaki evin içerisinin yapılması nedeniyle çok borçlandığını ve borçların ödenebilmesi amacıyla bankadan kredi çekilebilmesi için taşınmazın babası Kenan’ın hissedarı olduğu dava dışı C ve K şirketine satılacağını söyleyerek K.. Ö.. ve M.. T..’nun vekil tayin edildiği vekaletnameyi kendisinden aldığını, babası Kenan’ın C ve K şirketinin hissedarı olduğundan bankanın kredi vermemesi nedeniyle, davalı Sibel’in kredi çekilebilmesi amacıyla taşınmazı devralmasına rağmen, sonradan kredi işlemlerini yapmadığını ve taşınmazı iade de etmediğini, hileli eylemleri ile devri sağladığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, kendisine bedel ödenmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil istemiyle eldeki davaları açmıştır.
Asıl dosyada davalı taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığından, birleşen dosyada davalılar kendilerine husumet düşmediğinden davanın reddini savunmuşlardır.
İddianın ileri sürülüş biçiminden davada vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahil belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya yukarıdaki ilkeler çerçevesinde bakıldığında; davacının taşınmazı satış iradesinin bulunduğu, davalı Sibel’in dava konusu temlikten 1 ay kadar önce Cebeci’de bulunan evini sattığı ve vekil Murat’a bir miktar ödeme yapıldığının da dosya kapsamından anlaşıldığı, kaldı ki taşınmazın değerinin altında bir miktara satılmasının da vekalet veren ile vekil arasındaki iç ilişki olup, vekiller aleyhine de bedel istekli bir dava açılmadığı, vekil Murat ile davalı Sibel’in davacıyı zararlandırma kastı ile birlikte hareket edip, el ve işbirliği içerisinde olduklarının kanıtlanamadığı hususları gözetilmek suretiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.