Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/7429 E. 2014/8317 K. 22.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7429
KARAR NO : 2014/8317
KARAR TARİHİ : 22.04.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/01/2013
NUMARASI : 2010/370-2013/39

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.04.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat M.Y.ile temyiz edilen vekili Avukat N.T. G. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, mirasbırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçıdan mal kaçırmak olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davaya konu 1617 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 2311 numaralı işyeri vasfındaki bağımsız bölümün, davalı tarafından 11.11.1997 tarihinde dava dışı S.T. A. isimli şahıstan satın alınmak suretiyle edinildiği, anılan taşınmazda mirasbırakan L. P.tarafından yapılan bir temlikin bulunmadığı gibi, satış parasının da muris tarafından ödendiğinin kanıtlanamadığı belirlenmek ve benimsenmek suretiyle, bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince,
Davacı, mirasbırakan L.P. ilk eşinden olma çocuğu olduğunu, davalının ise ikinci eşi olup, murisin 9 parsel sayılı taşınmazdaki 20/88 payını ( bu paya isabet eden iki adet dairesini) davalı eşine satış suretiyle temlik ettiğini, ancak yapılan işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı ise; murisin sağlık giderleri nedeniyle paraya ihtiyacı olduğunu ve 9 parsel sayılı taşınmazdaki payı bedeli karşılığında kendisinin satın aldığını savunmuştur.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun 706., Borçlar Kanunu’nun 213. ve Tapu Kanunu’nun 26.maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan mirasbırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; mirasbırakan 1929 doğumlu L. P.14.04.2010 tarihinde öldüğü; geride mirasçı olarak ilk eşinden olma davacı oğlu ile davalı eşi ve bu eşinden olma dava dışı iki kızının mirasçı olarak kaldıkları, murisin çekişmeli 1145 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 20/88 payını 02.07.2007 tarihinde vekili (kızı N.Ç.) aracılığı ile eşi olan davalıya 144.000,00 TL bedelle ve satış suretiyle temlik ettiği, mahkemece yapılan keşifte taşınmaz üzerinde bina bulunduğu ve mirasbırakan tarafından temlik edilen paya isabet eden iki adet dairenin temlik tarihindeki toplam değerinin 500.000,00 TL olarak saptandığı görülmekte olup, davalı satış bedelini ödediğini savunmuş ise de ödemeye ilişkin her hangi bir delil ibraz etmediği, ayrıca murisin hastalığı nedeniyle paraya ihtiyacının bulunduğu ileri sürülmüşse de; tüm tanıklar murisin eskiden beri oldukça varlıklı bir insan olduğunu beyan ettikleri gibi, murisin aynı yerdeki diğer bir dairesini 2004 yılında üçüncü bir şahsa satarak paraya çevirdiği, İskenderun’da da bir kısım taşınmazlarının bulunduğu, bunlar dışında emekli maaşı ve kira gelirinin olduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu olgular, yukarıda açıklanan ilke ve esaslarla birlikte değerlendirildiğinde, mirasbırakanın, çekişmeli 9 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı eşine mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın bu taşınmaz bakımından kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 22.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.