Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/1045 E. 2014/17217 K. 10.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1045
KARAR NO : 2014/17217
KARAR TARİHİ : 10.11.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/11/2013
NUMARASI : 2011/19-2013/266

Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve yıkım talebine ilişkindir.Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, özel parselasyon haritasında 18 nolu yerin kendisine, 12-13 nolu yerlerin ise davalı payına özgülendiği, davalının yaptığı duvarın ve binasındaki çıkmaların taşınmazına tecavüzlü olduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım talep etmiş; davalı, paydaşı olduğu taşınmazda 12-13 yıl önce binasını yaptığını, davacının ise 5-6 yıl önce binasını inşa ettiğini, çekişme konusu duvarın kendi kullanım alanı içerisinde bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, dava konusu İstanbul Çengelköy Mahallesi 872 ada 22 parsel sayılı 113.250 m2 büyüklüğünde tarla vasfındaki taşınmazda davacının 232/114046, davalının 505/228092 pay sahibi olduğu; taşınmazın 1/5000 ölçekli Boğaziçi Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgesi Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planında bulunduğu ve henüz imar uygulaması yapılmadığı anlaşılmıştır.
Bilindiği gibi, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 237, Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; dosyada bulunan bilirkişi ve ek bilirkişi raporlarında, tarafların dayandığı özel parselasyon haritasının sadece bilgi amaçlı olduğu, üzerinde herhangi bir ölçü değerinin olmadığı, bu nedenle teknik anlamda bir değerlendirme yapılmasının olanaksız olduğu, bu durumda tecavüzün tespitinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.
Öte yandan, davacı binasının davalı binasından sonra inşa edildiği, dava konusu duvarın da dava tarihinden bir süre önce davalı tarafından yapıldığı, duvarı inşa eden tanık İbrahim Çelik’in beyanına göre duvarın davalı taşınmazının 50 cm içine inşa edildiği; tarafların taşınmazda paydaş oldukları, özel parselasyon haritasının uygulanabilir teknik özelliklere sahip olmadığı, tüm paydaşları bağlayan uzun süreli fiili bir kullanım şekli ve harici taksimin varlığı da kanıtlanamadığı anlaşıldığına ve taşınmazda paydaşların herbirinin kullandığı yer bulunmasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile mahkemece davanın kabulüne ilişkin yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalının temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.