YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13149
KARAR NO : 2014/15741
KARAR TARİHİ : 15.10.2014
MAHKEMESİ : BATMAN SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/11/2013
NUMARASI : 2013/831-2013/920
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …..raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu kaydında düzeltim isteğine ilişkindir.
Davacı, 237 parsel sayılı taşınmazda babası olan murisin tapuda “Sait .arak yazılı isminin nüfus kaydına uygun olarak “Mehmet oğlu Sait olan baba isminin eklenmesi suretiyle düzeltilmesi istemiştir.
Mahkemece,iddianın sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği, toplanan deliller ve eksiğin tamamlanması suretiyle getirtilen belgelerden;dava konusu 237 parsel 17.12.1998 tarihinde hükmen “Sait” adına tescil edilmiş iken Batman Kadastro Mahkemesinin 22.04.2010 tarih 2005/4 E. 2010/33 K. sayılı kararı ile Hazine adına tesciline karar verildiği ve kararın derecattan geçmek suretiyle 20.03.2014 tarihinde kesinleştiği,eldeki davanın karar tarihinden sonra 14.05.2014 tarihinde hazine adına tescil işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere,tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgilerinin düzeltmesini isteyebilir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Her ne kadar, davanın açıldığı sırada davacının davada aktif sıfatı bulunmakta ise de, eksiğin tamamlanması suretiyle getirtilen belgelerden karar tarihinden sonra taşınmazın hazine adına tescil edildiği saptandığına göre, davacının aktif sıfatı kalmamıştır.Bu hususun mahkemece re’sen göz önünde tutulması zorunludur.
Hâl böyle olunca, davanın aktif sıfat (husumet) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.