YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13395
KARAR NO : 2014/17222
KARAR TARİHİ : 10.11.2014
MAHKEMESİ : ORDU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2014
NUMARASI : 2012/105-2014/175
Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar ve davalı Bahri tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 12 parsel sayılı üzerinde birinci katı dükkan, ikinci ve üçüncü katlarında toplam dört daireden oluşan yapı bulunan arsa niteliğindeki çekişme konusu taşınmazda taraflar ile birlikte dava dışı kişilerin de paydaş olduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar, paydaşı oldukları taşınmazın davalılar tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığını ileri sürerek ecrimisil isteği ile eldeki davayı açmışlardır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazlarda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve ecrimisil istiyebilir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşma sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacıların paydaşı olduğu taşınmazda bulunan dükkan ve dairelerin davalılar tarafından kiraya verilerek gelir elde edilmek suretiyle kullanıldığı, bu durumda davalılar yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu gözetilerek davacıların payına isabet eden ecrimisile hükmedilmesi, boş daireler için ecrimisil hesaplaması yapılmaması kural olarak doğrudur. Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Ne var ki, davacılar ve bir kısım paydaşlar tarafından Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/266 Esas sayılı dosyası ile açılan davada, çekişme konusu 12 parsel sayılı taşınmazın 2004-2007 dönemine ilişkin ecrimisil talep edildiği, eldeki davada ise 01/08/2007-25/01/2012 tarihleri arasındaki döneme ilişkin ecrimisil bedelinin istendiği anlaşılmaktadır. Yerleşmiş yargısal ilkeler doğrultusunda, önceki dönemin kesinleşen ecrimisil miktarına Üretici Fiyat Endeksinin tamamı yansıtılmak suretiyle belirlenecek miktardan az olmamak koşuluyla bulunacak ecrimisilin hüküm altına alınması gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, ecrimisil talebine ilişkin olarak açılan ilk davanın kesinleşmesi beklenerek, önceki dönem için belirlenen ecrimisil miktarına sonraki yıllar için ÜFE oranında artırım yapılmak suretiyle belirlenecek miktardan az olmamak koşuluyla bulunacak ecrimisile hükmetmek gerekirken, emsal incelenmeden soyut ifadelerle düzenlenmiş bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan, davacının faiz istemine ilişkin asıl kararda hüküm oluşturulmadığı halde, tavzihle faize hükmedildiği anlaşılmaktadır. Ancak tavzihle faize hükmedilemeyeceği açıktır. Davalının bu yöne ilişkin temyiz talebinin kabulü ile tavzih kararının kaldırılmasına;
Dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulduğu halde mahkemece bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediğinden davacının bu yöne değinen temyiz itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Tarafların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.