Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/13723 E. 2014/15852 K. 16.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13723
KARAR NO : 2014/15852
KARAR TARİHİ : 16.10.2014

MAHKEMESİ : ANKARA 25. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/11/2013
NUMARASI : 2010/166-2013/586

Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne i lişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ….. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, müstakilen ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı 16/05/2006 tarihinde satın aldığı dava konusu 16058 ada 4 parsel sayılı taşınmazı haklı ve geçerli bir neden olmaksızın davalının kullandığını ileri sürerek eldeki davayı açtığı, buna karşın davalı şirketin kiracılık savunmasında bulunduğu, davacının eşi ve oğlunun davalı şirkette müdür ve çalışan oldukları bilahare şirket yetkilisi tarafından davacının eşi ve oğlu aleyhine özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma suçlarından şikayette bulunulduğu ve açılan ceza davasının halen derdest olduğu, davalı şirket tarafından davacı adına ödemeler ve taşınmaza bazı masraflar yapıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, taraflar arasında yapılmış bir kira sözleşmesinin varlığı ve geçerliliği sabit olduğu takdirde, anılan sözleşmeye değer verileceği kuşkusuz olup böyle bir durumda davalının taşınmazı tasarrufunun haksızlığından söz edilemeyeceğinden öncelikle kiracılık savunmasının kanıtlanması gerektiği açıktır.
Bilindiği üzere, özel yasa hükümleri saklı kalmak koşuluyla, gerek taşınır gerekse taşınmaz mallara ilişkin kira sözleşmelerinin geçerli olması hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Kira sözleşmeleri yazılı veya sözlü yapılabileceği gibi zımni (üstü kapalı) olarak da vücuda getirilebilir. Yeter ki taraflar kira sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olsunlar. Nitekim bu kural 18.03.l942 tarihli 37/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da açıkça vurgulanmıştır.
Diğer taraftan kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem(muamele) dir. Bu nedenle, kiracılık iddiasının Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 200. ve devamı maddeleri uyarınca kanıtlanması gerektiği, davalı şirketin aylık 800.00-TL üzerinden sözlü kira sözleşmesi yapıldığını ifade etmesi karşısında yıllık kira tutarı dikkate alındığında bu hususta tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı bu nedenle savunmanın ancak, kesin delillerle kanıtlanabileceği kuşkusuzdur
Somut olayda, her ne kadar davalı şirket davacı ile aralarında sözlü kira ilişkisi bulunduğunu ve kira bedelinin bir kısmını davacıya ödediğini ayrıca taşınmaza masraflar yaptığını ileri sürmüşse de mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde kira sözleşmesinin varlığı ve ödemeler ile sarfedilen masrafların kira karşılığı yapıldığı savunmasının kanıtlandığını söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
Ne var ki, davalı şirket yemin deliline de dayandığı halde HMK.’ nin 186.maddesinde açıklanan şekilde tahkikatın bittiği bildirilip tarafların başkaca bir diyecekleri yada taleplerinin olup olmadığı sorulmamış ve bu şekilde son söz hakkı verilerek davalıya bu delili kullanma imkanı verilmemiştir. Zira yemin, davayı sonuçlandıran yasal ve kesin bir delil olup 05/02/1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca iddiasının yazılı delille kanıtlayamayan kimsenin karşı tarafa yemin teklif etme hakkının bulunduğu açıktır. Oysa eldeki davada davalıya bu delili kullanma imkanı sağlanmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen olgular gözetilerek, taraflara HMK’ nin 186.maddesine göre son söz hakkı verilmesi ve bu suretle davalı tarafın yemin teklif etme hakkının kullanıp kullanmayacağının belirlenmesi, bu hak kullanılarak kira ilişkisinin kanıtlanması halinde davanın bu çerçevede çözüme kavuşturulması aksi halde kanıtlandığı ölçüde taşınmaza yapılan faydalı ve zorunlu masraflar düşülüp, ayrı bir davanın konusunu teşkil edecek, taraflar arasındaki ticari iilişkiden doğan ve usulünce takas ve mahsup talebinde de bulunulma yan ödemeler düşülmeden ecrimisile hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Tarafların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HU MK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.