Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/1623 E. 2014/19115 K. 08.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1623
KARAR NO : 2014/19115
KARAR TARİHİ : 08.12.2014

MAHKEMESİ : AMASYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/11/2013
NUMARASI : 2011/340-2013/614

Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali-tenkis davası sonunda, yerel mahkemece tasarrufun iptali davasının reddine, tenkis isteğinin kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, ölüme bağlı tasarrufun iptali, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, olayda tasarrufun iptali sebeplerinin mevcut olmadığı, çocuklarına mal bırakmak istemeyen mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak için bağışlama yaptığı gerekçesiyle tasarrufun iptaline yönelik talebin reddine, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarafların mirasbırakanı Ş. K. 17.04.2011 tarihinde ölümüyle geriye davacıların mirasçı olarak kaldıkları, mirasbırakan Şükrü’nün 16.03.2005 tarihli resmi akitle 408 parsel sayılı taşınmazını, 03.10.2005 tarihli resmi akit ile intifa hakkını üzerinde tutarak 1291 ada 3 parseldeki, 7 numaralı bağımsız bölümü davalıya bağış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, murisin davaya konu ölüme bağlı tasarrufları yaparken 77 yaşında olduğunu, ayırt etme gücü ve tasarruf ehliyetinin varlığından söz edilemeyeceğini, tasarrufun ehliyetsizlik nedeniyle iptalinin gerektiğini, öte yandan murisin çocuklarına kızdığı için bu tasarrufu yaptığını, murisin sinirli ve fevri bir kişiliğe sahip olduğunu, yapılan tasarruflar ile mirasçıların mal varlığından hiç bir şey almamalarının amaçlandığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK’nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nin 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince, dava dilekçesi içeriğinden davacıların ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayandıkları ne var ki, mahkemece bu yönde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığı açıktır.
Hal böyle olunca; hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek ve önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, mirasbırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahede kayıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek mirasbırakanın akit tarihlerinde hukuki işlem ehliyetini haiz olup olmadığının belirlenmesi, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi, mirasbırakanın hukuki ehliyetinin bulunmadığının saptanması halinde ise eldeki davada sadece iptal isteğinin bulunduğu, talebin tescil istemini kapsamadığı dikkate alınarak tescil davası açmak üzere davacıya süre verilmesi, açıldığı taktirde eldeki dava ile birleştirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazı değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.