YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18038
KARAR NO : 2016/6400
KARAR TARİHİ : 25.05.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı … vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ün raporu okundu,açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapunun iptali ile mirasbırakan adına tescil istemine ilişkindir.
Davacı, annesi olan mirasbırakan ….’un 108 ada 13 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümünü kızı olan dava dışı ….’ye, ….’nin de yengesi davalı …’e satış suretiyle temlik ettiğini, ancak yapılan işlemlerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapunun iptali ile mirasbırakan adına tesciline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında mahkeme ara kararı doğrultusunda ara malik …. davaya dahil edilmiştir.
Davalı …, görümcesi ….’nin Kıbrıs’da çalıştığı dönemde murise verilmek üzere muris ile birlikte yaşayan davacıya devamlı para gönderdiğini, bu paraların karşılığı olarak davacının da bilgisi dahilinde çekişmeli taşınmazın ….’ye satışının yapıldığını, bilahare dava dışı mirasçı ….ve eşi ….’ın işletme borçlarını kapatabilmek için ….’ın …. ….. Şubesinden kullandığı kredinin teminatı olarak …. tarafından taşınmaz üzerinde banka lehine 120.000,00 TL limitli 1. dereceden ipotek tesis edildiğini, ancak kullanılan kredinin …. ve eşi ….’ın borçlarını kapatmaya yetmeyince maliki olduğu Karabağlardaki evi teminat olarak gösterilerek ….. …. Şubesinden kredi alınıp …. ve eşi …….’a verildiği halde kredi borçlarını ödemediklerini, eşi …. ve görümcesi ….’nin kredi alamaması ve taşınmazın haciz yolu ile satılması halinde taşınmazın borçları kapatmaya yetmemesi nedeniyle dava konusu taşınmazı üzerindeki ipotek ile birlikte ….. …. Şubesinden kullandığı 95.000,00 TL konut kredisi ile satın aldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı, çekişmeli taşınmaz için murise 20.000,00TL ödediğini, satış bedelini de murisin tedavi giderlerinde kullandıklarını, dava dışı ….’a kredi temin etmek amacı ile taşınmazın davalıya bedelsiz devredildiğini bildirmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın bedel ödenmeden satış gösterildiği, akitte gösterilen bedel ile gerçek değeri arasında farklılık bulunduğu ve yapılan işlemin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davacının miras payı oranında tapunun iptali ile tescile karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan ….’un 12.09.2007 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları davacı … ve dahili davalı … ile dava dışı …., …. ve ….’ın kaldıkları, mirasbırakanın 108 ada 13 parselki mesken nitelikli 4 nolu bağımsız bölümünü kızı olan dava dışı ….’ye 06.03.2006, ….’nin de yengesi (kardeşi ….’ın eşi) olan davalı …’e 01.04.2009 tarihli satış akti ile temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddeleri uyarınca; davanın taraflarından her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.
Somut olaya yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca bakıldığında; davacı, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış ise de, bu iddianın kanıtlandığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, mirasbırakanın davacı çocuklarından mal kaçırmasını gerektirir herhangi bir nedenin ileri sürülmediği, bilakis murisin davacı ile birlikte yaşadığı ve onun tarafından bakıldığı, ilk kayıt maliki ….’nin ise alım gücünün mevcut olduğu, dinlenen davacı tanıklarının mirasbırakanın temliki mal kaçırma amacıyla yaptığına dair hükme yeterli bir açıklamada bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Öte yandan, akitte gösterilen bedel ile saptanan gerçek bedel farklı ise de, salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamayacağı da açıktır.
Hâl böyle olunca; ilk el konumundaki dahili davalı …’ye yapılan temlik yönünden muvazaa iddiası kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.