Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/19688 E. 2016/10345 K. 14.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19688
KARAR NO : 2016/10345
KARAR TARİHİ : 14.11.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ile mirasçılar adına tescil istemine ilişkindir.
Davacı, .. İli .. İlçesi … mevkii 1450 parsel sayılı taşınmaz muris babası… adına kayıtlı iken, davalının taşınmaz üzerinden kredi çekerek piyasaya olan borcunu ödeyebilmesi için taşınmazın davacının murisi tarafından davalı adına bedelsiz tescil edildiğini, davalının söz konusu taşınmaz üzerine ipotek konularak dava dışı bankadan kredi çektiğini, ancak daha sonra davalının kredi borcunu ödeyememesi üzerine davalı hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını, taşınmazın satışına engel olmak için davalının kredi borcunun davacının kendisi ve ailesi tarafından ödendiğini, taşınmazın adlarına tescili için davalıya yapılan sözlü ihtarlara rağmen davalının buna yanaşmadığını beyan ederek, öncelikle taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını, davalı adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ile kendisi ve murisi … mirasçıları adına tapuya tescilini talep etmiştir.
Davalı, davayı kabul etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ile 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK. nun 701. maddesinde (…Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
4721 sayılı TMK. nun 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, dosya içinde yer alan murisin veraset ilamı incelendiğinde, davacı … dışında murisin başka mirasçıları da olduğundan dava dışı ortaklar bulunmaktadır.
Hâl böyle olunca, öncelikle davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine 4721 sayılı TMK. nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, böylelikle davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi; ondan sonra taraf delillerinin toplanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek, yanlış hukuki nitelendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir, kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.