YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/20123
KARAR NO : 2014/18441
KARAR TARİHİ : 26.11.2014
MAHKEMESİ : GAZİANTEP 3. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/02/2014
NUMARASI : 2013/1199-2014/258
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu kaydında yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltimesi ile kadastro tutanağında yazılı doğum tarihinin düzeltilmesi isteklerine ilişkindir.
Davacı,3389 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında “Abdi oğlu Şakir” olarak yazılı isminin nüfus kaydına uygun olarak “Abdullah oğlu M.. K..” ve kadastro tutanağında “1328” olarak yazılı doğum tarihinin “1943” olarak düzeltilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesi ile dava konusu parselde tapu kayıt maliki ile davacının aynı kişi olduğunun tespiti ile adının,baba adının düzeltilmesi ve soyadının eklenmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, Tapu Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Dosya içeriği, toplanan deliller ve eksiğin tamamlanması suretiyle getirtilen belgelerden;dava konusu taşınmazın tapulamaca ” 3388 parsel iktisap sureti veçhile G.Antepli olan,soyadı bilinmeyen ve halen zilyetliğinde olan” “Abdi oğlu Şakir” adına “1328” doğumlu olduğu belirtilmek suretiyle 06.07.1964 tarihinde tespit edildiği, 3388 parsel sayılı taşınmazın ise “3388, 3389 ve 3432 nolu parseller bir parsel halinde 437 tahrir sıra no ve 102 kapı ve mevki nolu vergi kaydı ile Halatçı Abdi oğlu Şakir adına kayıtlı olup Şakir’in bu yeri 1950 yılında ikiye ifraz ederek 3432 nolu parseli Hamza oğlu Hasan’a sattığı, 3388 ve 3389 parselleri uhdesinde bıraktığı ve bu iki parsele de 1952 yılında Musa oğlu A.. A..’a ortakçılık esasına göre bağ diktirdiği ve bağ 1958 yılında yetiştiğinde bu yeri ikiye ifraz etmek sureti ile 3388 parseli dikicilik hakkı olarak A.. A..’a verdiği ve 3389 parseli de uhdesinde bıraktığı ve 3388 parselin halen zilyet olan” “Musa oğlu A.. A..” adına “20.07.1939” doğumlu olduğu belirtilmek suretiyle 06.07.1964 tarihinde
Tespit edildiği tapuda isminin düzeltilmesi istenen davacı “Mehmet Şakir”‘in nüfus kayıtlarına göre, Abdullah ve Lütfiye oğlu 10.11.1943 doğumlu Gaziantep ili … ilçesi ….mahallesi 16 numaralı hanede kayıtlı olduğu, Nüfus Müdürlüğünün yazı cevabından tapu kayıt maliki “Abdi oğlu Şakir” isminde mernis sorgulamasının bilgiler eksik olduğundan yapılamadığı,kolluk marifetiyle yapılan araştırma yazı cevabından tapu kayıt maliki isminde kimsenin tanınmadığı,İlçe Tapu Müdürlüğünün yazı cevabından ise taşınmazın dayanağı 437 tahrir sıra no ve 102 kapı ve mevki nolu vergi kaydının bulunmadığı,davacı tarafından bildirilen keşif yerinde dinlenen tanık beyanlarından taşınmazın davacı tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Bu tür işlerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu tür işler, 6100 sayılı HMK’nin 382/(2). fıkrasının ç-1) bendi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür ve işin niteliği itibarıyla maktu harç alınır.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.
Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgilerinin düzeltmesini isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin takip yetkisi vardır.
HMK’nin geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir. Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2-Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğu söylenemez.
Hal böyle olunca, taşınmazın tapulama tespitine esas alınan 437 tahrir sıra ve 102 kapı ve mevki numaralı vergi kaydının Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanlığı’ndan temin edilmesi,dava konusu taşınmazları bilen yaşlı ve tarafsız kişiler arasından seçilecek yerel bilirkişi ve sağ iseler tutanak bilirkişilerinin ve komşu taşınmaz maliklerinin de katılımı ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılması 3388 nolu parsel maliki “Musa oğlu A..A..”‘ın öldüğü gözetilerek mirasçıları tespit edilerek beyanlarına başvurulması,yine 3432 nolu parsel maliki “Hamza oğlu Hasan”‘ın dinlenmesi ölü ise mirasçıları tespit edilerek beyanlarına başvurulması, taşınmazı kimin hangi tarihten beri ne şekilde tasarruf ettiğinin tespit edilmesi, tapu kayıt maliki Şakir’in kadastro tutanağında baba isminin “Halatçı Abdi” olduğu belirtildiğinden bu kişinin davacının babası ile herhangi bir ilgisinin olup olmadığının araştırılması,davacı “Abdullah oğlu M.. K..” nun 1943 doğumlu buna karşın dava konusu taşınmazın tapulama tutanağı iktisap sütununda yazılı tespit maliki “Abdi oğlu Şakir’in doğum tarihinin 1328 (1912) olması karşısında kadastro tespit tarihi olan 1964 yılında davacının 21 yaşında,kadastro tutanağında geçen ifraz ve 3432 parsele ilişkin harici satış tarihi olan 1950 yılında 7 yaşında,3388 ve 3389 parselde ortakçılık yaparak bağ diktirdiği 1952 yılında 9 yaşında ve bağın yetişip dikicilik hakkı olarak 3388 parseli 3. kişiye verdiği tarih olan 1958 yılında 15 yaşında olduğu gözetilerek bu çelişkilerin giderilmesi,mülkiyet nakline yol açmamak için yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma yapılarak gerçek malikin kim olduğu şüpheye yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.