YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/21562
KARAR NO : 2016/8809
KARAR TARİHİ : 27.09.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL,TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.09.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … ve vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanı …’ın 8443 ada 15 parsel sayılı taşınmazın 1 ve 11 nolu bağımsız bölümlerini 4542 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tesbit edemediği bir bağımsız bölümünü mirasçılardan …’ın eşi …’a ölünceye kadar bakma akdi ile tescil ettirdiğini, mirasbırakanın bakıma muhtaç olmadığını, davalının bakım borcunu yerine getirmediğini, mirasbırakanın asıl amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ve muvazaalı işlem yaptığını öne sürerek tapu kayıtlarının miras payı olan 1/2 oranında iptal edilerek adına tapuya tesciline, bu istek kabul edilmediği takdirde saklı payına tecavüz eden kısmın tenkisine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazların kendisine mirasbırakana ve mirasbırakanın eşine bakması karşılığı temlik edildiğini, kendisininde yaşlı, hasta ve yatalak olan mirasbırakan ve eşine baktığını, sözleşmedeki edimlerini yerine getirdiğini ileri sürüp davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, davaya konu 8443 ada 15 parsel(yeni-4542 ada 7 parsel) sayılı taşınmazdaki kat irtifakı kurulu (1), (3) ve (11) numaralı bağımsız bölümler muris … adına kayıtlı iken, muris ile davalı …(murisin küçük oğlu olan …’in karısı) arasında noterde düzenlenen 27.01.2003 tarihli ölünceye kadar bakım sözleşmesi uyarınca anılan bağımsız bölümlerin davalıya devrinin kararlaştırıldığı, sözleşmede “1997 yılından beri felçli olan eşime ve bana bakıp gözetmekte olduğundan ve bundan böyle de bakıp gözetmesini temin kaydıyla..” ibaresinin de yer aldığı, davalı …’nın da bu sözleşmeya dayanarak 28.01.2003 tarihinde tapu müdürlüğüne tescil başvurusu yaparak(1), (3) ve (11) numaralı bağımsız bölümleri kendi adına tescil ettirdiği, murisin 1926 doğumlu olduğu, 21.02.2013 tarihinde öldüğü ve geride mirasçıları olarak oğlu … ile kendisinden daha önce ölmüş olan oğlu Lütfi’den olma torunu …’nın kaldığı görülmektedir.
Davacı …, ölünceye kadar bakım aktiyle yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla, ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK m.614 BK m.514)).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 günlü ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda, dosya içeriği ve toplanan deliller yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; davalı tarafın ölünceye kadar bakım aktinin yüklediği tüm görevleri yerine getirerek murise ve eşine uzun zamandır baktığı, bu hususun gerek muris ve eşine ait sağlık raporlarıyla gerekse tanık anlatımlarıyla doğrulandığı; diğer taraftan, murisin başkaca taşınmazlarının da bulunduğu, çekişmeli bağımsız bölümlerin davalıya temlikinin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiğinin söylenemeyeceği anlaşılmaktadır . ../…
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabul edilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; mahkemece yazılan kararda, dosyaya toplanan belgeler ve delillerin açıklanmasının ötesinde kararın gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı da yoktur. Anayasanın 141. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur.
Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
( Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, bu talep kabul edilmediği takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın muris muvazaası talebi yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Muris muvazaası davalarında- çoğunluk görüşünde de belirtildiği üzere- mirasbırakanın gerçek iradesine bakılmak gerekir. Taşınmaz veya taşınmazlar, mirasbırakanın gerçek iradesine uygun bir hukuki tasarrufla temlik edilmiş ise, muris muvazaasından söz edilemez ve bu temliki tasarrufa itibar etmek gerekir.Ancak mirasbırakanın görünürdeki iradesi gerçek iradesine uymuyor ise gerçek iradesine itibar edilmelidir.
Somut olayda, mirasbırakan gelini olan davalıya- alınan bilirkişi raporuna göre- toplam değeri 275.000 TL. üç bağımsız bölümü ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile aktarmıştır.
Mirasbırakanın daha az taşınmaz aktarmak suretiyle ölünceye kadar bakımı sağlaması mümkün iken fazla miktarda taşınmaz aktarması gerçek iradesinin ölünceye kadar bakımını sağlamak değil, terekeden mal kaçırmak olduğu sonucuna varılmaktadır.
Gerek yukarıda açıklanan gerekçelere, gerek mahkeme kararında belirtilen gerekçelere göre,- kabule ilişkin- mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan, kararın bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.