Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/6341 E. 2014/11764 K. 16.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6341
KARAR NO : 2014/11764
KARAR TARİHİ : 16.06.2014

MAHKEMESİ : ÇİVRİL SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/12/2013
NUMARASI : 2013/159-2013/963

Taraflar arasında görülen tespit davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, tapu kaydında malik gözüken kişi ile davacı murisinin aynı kişi olduğunun tespiti isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu 12 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında malik olarak görünen ”Raziye Akıllı” nın, mirasbırakanı Hüsem ve Hatice kızı 01/07/1905 doğumlu “R. A..”olduğunun tespiti istekli eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, tapu kayıt malikinin davacının mirasbırakanı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Çekişme konusu 12 sayılı parselin “Hüsem kızı R. A..” adına kayıtlı olduğu sabittir.
Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu davalar, taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan 6100 sayılı HMK’nin 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.
Tapuda kayıt düzeltilmesi davasını, tapu maliki ile mirasçıları açabilir. Bunun yanı sıra 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu davaların, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak dava açan kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
Tapu Müdürlüğüne ilgili sıfatıyla husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında, mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir.
1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus Müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak dava konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında davanın kabulü yoluna gidilmelidir.
Davanın niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu Müdürlüğü yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğu söylenemez.
Şöyle ki özellikle; davacı ve tanıklar taşınmazın yer aldığı … kasabasında R.A..isminde başka bir kişinin daha bulunduğunu bildirdikleri halde, mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadan hüküm kurulmuştur.
O halde; yukarıda değinilen ilkeler ve olgular çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, gerçekten R. A.. isminde bir ya da birden çok kişinin olup olmadığının belirlenmesi, var ve sağ iseler kendileri, ölmüş iseler mirasçıları çağrılarak çekişmeli taşınmazda mülkiyet iddialarının bulunup bulunmadığının sorulması, mülkiyet iddiaları olur ise artık bu davaya çekişmesiz yargı olarak bakılamayacağı, sorunun hasımlı açılacak bir tapu iptali tescil davasında çözümlenebileceğinin gözetilmesi gerekirken değinilen husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi; HMK 26. maddesi gözardı edilerek davada tesbit istenildiği halde istek aşılmak suretiyle tapu kaydında düzeltim yapılması da isabetsizdir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.6.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-

Davacı davaya konu 449 ada 12 parsel sayılı taşınmaz kayıt malikinin murisi ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, taşınmazın 1969 yılında yapılan tapulama esnasında senetsizden Hüsem kızı 1320 doğumlu R.A.. adına tespit gördüğü, tapulama tutanağının 16.03.1971 tarihinde itirazsız kesinleşerek aynı kişi adına tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacının murisi R. A..ya ait nüfus kayıtlarındaki bilgiler ile tapu kayıtlarındaki bilgiler karşılaştırıldığında tıpa tıp aynısı olduğu görülmektedir. Davacının murisine ait mirasçılık belgesini Tapu Müdürlüğüne götürdüğü takdirde intikal işlemlerini yaptırmasında hiçbir hukuki engelde görülmemektedir. Bu durumda davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı yoktur. Davanın bu nedenle reddi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi kararın bu sebeple bozulması gerekirken araştırmaya yönelik olarak bozulması da doğru değildir. Sayın daire çoğunluğunun bozma gerekçelerine bu nedenle katılmıyorum.