Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/6562 E. 2014/8907 K. 29.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6562
KARAR NO : 2014/8907
KARAR TARİHİ : 29.04.2014

MAHKEMESİ : BALA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/06/2010
NUMARASI : 2006/230-2010/188

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, tapuda intikale esas alınan Kulu Sulh Hukuk Mahkemesinin 1982/224 E. 1981/201 K. sayılı mirasçılık belgesinde mirasçı olarak yer almasına rağmen intikal işlemi sırasında sehven kendisine pay verilmediğini, böylelikle taşınmazdaki payını kapsar şekilde davalıya temlikin yolsuz olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan kaydın iptali ile terekeye iadesi istekli eldeki davayı açmış, yargılama sırasında ise isteğini payına hasretmiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, 929 parsel sayılı taşınmaz tarafların miras bırakanı E.. D.. adına kayıtlı iken tapuda mirasçıları olan davalılar Y. Fatma, Saniye, Ekrem, Sefa ve Dilare, Filiz, Gamze, Yeter, Cazibe, Munire, E.A.Murat, Mehmet Emin, Musa, Asuman, Emir, Münire, Serdar, Nurdan ve Yeter adlarına intikali yapıldıktan sonra 01.11.2006 tarihinde davalı M.. K..’ya satış suretiyle temlik ettikleri, muris E.. D..nin 15.11.1982 tarihinde ölümüyle mirasçı olarak geriye ilk eşinden olma davacı kızı Fethiye ile ikinci eşinden olma çocukları davalı Yeliz, Fatma, Saniye, Ekrem, Sefa, kendisinden sonra ölen oğlu A.Y.mirasçıları Dilare, Filiz, Gamze, Yeter, Cazibe, Munire, E.Ali, Murat, M. E. Musa, ve 27.08.2008 tarihinde ölen oğlu Cafer mirasçıları Asuman, Emir, Münire, Serdar, Nuriye, Yeter’in kaldıkları anlaşılmaktadır.
Gerçekten; tapuda intikale esas alınan Kulu Sulh Hukuk Mahkemesinin 1982/224 E. 1981/201 K. sayılı mirasçılık belgesinde davacı da mirasçı olarak yer aldığı halde intikal sırasında davacıya pay verilmediği sabittir.
Davalı Mustafa’nın iktisabının korunması için TMK.1023. maddesi uyarınca iyiniyetli olması gerektiği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olaya gelince; davalı Mustafa’nın 02.06.2008 tarihli celsede “… Fethiye Deveci’nin, E.. D..’nin kızı olduğunu biliyordum…”, “…hepimiz aynı köylüyüz annem ve babam E. A. D.de tanırlarmış Y.. K..’nun eşi de benim amcamın oğludur. Bu sebeple tanırım. Taşınmazı satın alırken tüm kardeşler hazırdı ancak F. D. sormadım. F. D. annesi babam tarafından akrabam olur ancak küs oldukları için görüşmüyorlar..” şeklide beyanda bulunduğu gibi davalılardan Dilara’nın aynı celsedeki beyanında “…Fethiye’nin nerde olduğunu sorduğumda biz onu hallettik o imzasını attı dediler. M.. K.. da orda idi bizler paramızı aldık” dediği, davalılardan Y.. K..’nun ise; “… biz tapuya gidip tüm kardeşler imzamızı attık M.. K.. da vardı bir tek F.D.yoktu ben nerde diye sorduğumda o daha önce parmak bastı imzasını attı dediler” şeklindeki beyanları dikkate alındığında; davalı Mustafa’nın; davacı Fethiye’nin muris E.. D.. mirasçısı olduğunu bilen kişi konumda olduğu bu durumda davalı Mustafa’nın TMK’nın 1023 maddesinin koruculuğundan yararlanamayacağı tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.