YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6783
KARAR NO : 2014/14460
KARAR TARİHİ : 18.09.2014
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTAL VE PAY ORANINDA TESCİL
Taraflar arasındaki davadan dolayı …1.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 21.06.2012 gün ve 2009/105 esas 2012/316 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 12.11.2013 gün ve 11141-15633 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve pay oranında tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairece; ” TMK’nin 6. maddesinde düzenlendiği üzere herkesin iddiasını ispat ile mükellef olduğu, eldeki davada, davacı tarafın tek tanığı olarak dinlenilen ve yargılama sırasında ölen davacı …’nın oğlu olan …’ün temlikin mal kaçırma amaçlı ve bedelsiz olduğu yönündeki beyanı esas alınarak karar verilmiş ise de; bu davanın kabulü halinde mirasçı olmaları sıfatıyla hak sahibi olabilecek ve tarafların kardeşleri olan … ile … anlatımlarında davalıların savunmalarını doğruladıkları ve özellikle muris babalarının çeşitli tarihlerde çekişmeli taşınmazları satılığa çıkardığını, öncelikle çocuklarına teklifte bulunduğunu, anılan taşınmazların davalılar tarafından bedeli ödenerek satın alındığını beyan ettikleri, bu durumda, davacılar tanığının değil, olaylara bizzat tanık olan davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilmesinin zorunlu olduğu, davacıların, muvazaa iddiasını kanıtlayamadıkları, hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı, ” hususlarına değinilerek bozulmuş, karara karşı davacılar vekili karar düzeltme talep etmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, miras bırakan …’in 08.08.1979 tarihinde 881 parsel sayılı taşınmazının ½ payını davalı oğlu …’a, ½ payını ise dava dışı …’a, …’in de aldığı payı 14.08.1979 tarihinde davalı …’a, yine miras bırakanın 146 nolu kadastral parseldeki toplam 3/12 payını 29.05.1990 tarihinde yine davalı oğlu …’a, 862 nolu kadastral parseldeki ½ payını ise 09.07.1993 tarihinde davalı oğlu …’e satış suretiyle aktardığı, 146 nolu parselin imar uygulamaları neticesinde 2933 ve 2940 nolu parsellere gittiği ve davalı …’ın bu taşınmazlardaki bir kısım paylarını …’e, bir kısım payını …’e, bir kısım payını ise …’e satış suretiyle devrettiği, yine 862 nolu parseldeki davalı …’in payının uygulama neticesinde imar parsellerine gittiği, 1322 doğumlu olan miras bırakanın 19.07.2009 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak taraf olan çocukları ile dava dışı çocukları … ile …’in kaldıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706., 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237. (818 s. Borçlar Kanununun 213.) ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince, mahkemece hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur.
Şöyle ki; özellikle miras bırakan ile davalıların temlik tarihlerindeki ekonomik ve sosyal durumları, miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının olup olmadığı, davalıların alım güçlerinin bulunup bulunmadığı hususlarında zabıta araştırması yaptırılmadığı, yargılama sırasında davacılar, çekişme konusu taşınmazlardaki bir kısım payları davalıların, tanık olarak dinlettirdikleri kardeşlerine ve onların çocuklarına devrettiklerini iddia ettikleri halde, bu savunma üzerinde durulmadığı, mirasçı …’in çocuklarını gösterir nüfus kayıtlarının da getirtilerek, dava dışı mirasçı aynı zamanda davalılar tanığı olan … ile …’in çocuklarına davalılar tarafından çekişme konusu taşınmazlardan pay temliki yapılıp yapılmadığının belirlenmediği, 2933 ve 2940 nolu imar parsellerinin tedavüllü tapu kaydında isimleri yazılı … ile …’e yapılan temliklere dayanak resmi akitlerin getirtilerek bu kişilerin mirasçılarla ilgilerinin olup olmadığının araştırılıp değerlendirilmediği görülmektedir.
O halde, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanacak delillerin toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek karar verilmiş olması doğru değildir.
Anılan bu husus davacılar vekilinin karar düzeltme isteği sonucu yeniden yapılan inceleme neticesinde anlaşıldığından, karar düzeltme isteğinin HUMK’nin 440. maddesi gereğince kabulüyle, Dairenin 12.11.2013 tarihli, 2013/11141 Esas, 2013/15633 Karar sayılı bozma kararının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 21.06.2012 tarihli, 2009/105 Esas, 2012/3116 Karar sayılı kararının açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.