YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8922
KARAR NO : 2014/15775
KARAR TARİHİ : 16.10.2014
MAHKEMESİ : …ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, … … … Vakfından icareli olan 23 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliklerinin gaip olmaları nedeniyle kayyım tayin edildiğini, kayyımla idare süresinin dolması üzerine … 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1982/59- 28 esas -karar sayılı kararı ile … adına tesciline karar verildiğini, çekişme konusu taşınmazın aslının … olup 5737 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca vakfı adına tescili gerektiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişme konusu taşınmazın 2888 sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce kesinleşen ilama dayalı olarak … tesciline karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın 2888 sayılı Yasanın yürürlük tarihi olan 24.09.1983 tarihinden önce kesinleşen ilam ile … adına tescil edildiği ve 5737 sayılı Yasanın 17. maddesinin koşulları bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 16.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, gaiplik ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu … ilçesi 452 ada 110 parsel sayılı taşınmazın 2/3 payının … … … ve 1/3 payının … … Kimiyati kızı … … adına kayıtlı olup üzerinde, … Vakfından icareli olduğuna dair şerh bulunduğu, adı geçenlerin gaip olmaları nedeniyle … 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.06.1982 gün ve 1982/59-28 sayılı kararı ile 10 yıllık kayyımla idare süresi dolduğundan gaipliklerine ve 743 sayılı MK’nin 530. maddesi gereğince … adına tesciline karar verildiği, bu kararın 18.10.1982 tarihinde kesinleştiği, ancak … adına tescilin 30.07.1984 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; … hukukumuzda, icareteynli ve mukataalı vakıfların kuru mülkiyeti (rekabesi) vakfa, kullanma (tasarruf) hakkı ise mutasarrıfa ait bulunmakta, mutasarrıfın bu hakkı ölmesi üzerine mirasçılarına intikal etmekteydi. Mutasarrıfın mirasçısının bulunmaması halinde ise … mal mahlulen vakfına dönmekteydi. Ne var ki, Medeni Kanunun kabulünden sonra aynı taşınmaz üzerinde kuru mülkiyet (rekabe) hakkı ile mirasçılara kalan, nesilden nesile geçen tasarruf hakkı gibi iki hakkın varlığı, getirilen yeni mülkiyet kuralları ile bağdaştığı görülmediğinden, … hukukumuzun yeniden düzenlenmesi ve Medeni Kanunun kabul ettiği mülkiyet rejimine uyarlanması zorunluluğu doğmuştur. Bu amaçla 2762 sayılı Vakıflar Kanunu 5.6.l935 tarihinde kabul edilmiş, 13.6.1935 tarihinde yayınlanmış, 6 ay sonra 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanun ile … taşınmazların icareteyn ve mukataya bağlanması yasaklanmış. daha önce kurulmuş bu tür vakıfların tasfiyesi yoluna gidilmiştir. Bu yasanın özellikle 27, 29 ve 30 maddelerinde özetle (.. mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetinin yirmi misli bir taviz karşılığında mutasarrıfına geçirileceği on yıl içerisinde taviz bedeli ödenerek icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olanların mülkiyetinin ise on yıl sonunda taviz bedelinin ödenip ödenmediğine bakılmaksızın kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği ve vakfın hakkının ise ivaza dönüşeceği ) hükme bağlanmıştır. Görülen lüzum üzerine 13.6.1945 tarih 4755 sayılı Kanun ile bu süre 13.12.1955 tarihine kadar on yıl daha uzatılmıştır. Anılan bu … yasalarının hükümlerine göre taviz bedeli ödendikten veya taviz bedeli ödenmese dahi öngörülen yirmi yıllık süre geçtikten sonra … taşınmazların tam mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş, diğer bir söyleyişle … taşınmaz özel mülk ve mutasarrıf da malik olmuştur. Mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları TMK’nin 501. (eski 448.m..) maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazineye kalmıştır. Ancak, yasa koyucu öncesi … olan taşınmazların vakfına (aslına) dönmesini daha uygun görmüş, bazı ayrıcalıklar dışında, Hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarih 2888 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 29. maddesini değiştirip ayrıca ikinci bir fıkra eklemek suretiyle Medeni Kanunun 501.maddesinin Hazinenin mirasçı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış “mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlanmış bulunanlar ayrık bırakılarak, (tapu kaydına) işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceği ” kuralını getirmiştir. Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı Kanunun yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı … olan taşınmazların Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, daha önce … üzerine oluşan tapu kayıtlarının iptal edilememesi için de:
1-Taşınmazın önce mutasarrıfına geçip özel mülk haline gelmesi,
2-Mal sahibinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve
3-2888 sayılı Kanunun yürürlüğünden (24.09.1983) önce tapuda … üzerine yazılması
şeklindeki üç koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir. Vakıflar Kanununun tasfiye hükümlerinin işlemesinden önce … malın kuru mülkiyetinin mutasarrıfa geçtiğinden, mutasarrıfın tam malik sıfatını kazandığından söz edilemez. Anılan Kanunun 29. maddesinde açıklanan koşullar gerçekleşmeden, mirasçı bırakmaksızın ölen kişi malik olamayacağı gibi tasarruf hakkı dahi sona ereceğinden taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçtiği ileri sürülemez. Aynı şekilde mutasarrıfı kaçak ve yitik kişi durumuna düşen taşınmazların mülkiyetinin de metruken vakfına dönmesi asıl olup hiçbir surette Hazineye geçmesine yasal olanak yoktur.
Hemen belirtmek gerekir ki; bütün bu yasal düzenlemeleri içeren 2762 Sayılı Vakıflar Kanunu 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı yeni Vakıflar Kanununun 80.maddesi ile iptal edilmiş ve yeni 5737 sayılı Kanunun 17.maddesi ile “ Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle taşınmazların Hazineye intikal yolunu kapatmış bulunmaktadır. Bununla birlikte, anılan bu hükmün kamu düzeniyle ilgili olan kazanılmış hakları bertaraf etmeyeceği tartışmasız olup, çekişmelerde bu hususun gözardı edilemeyeceği de kuşkusuzdur. Bu hükmün geçmişteki olaylara uygulanabilmesinin en önemli şartı, bu kanunun yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanacağına dair açık bir hüküm içermesi olup, böyle bir düzenleme de mevcut değildir.
Öyle ise, 2762 sayılı Kanunun 2888 sayılı Kanun ile değişik 29/2 maddesi ve 5737 sayılı Kanunun 17. maddesi hükmü karşısında 22.09.1983 tarihinden sonra aslı … olan taşınmazların taviz bedeli ödensin yada ödenmesin … adına tesciline yasal imkan kalmamıştır.
Öte yandan, TMK’nin m. 501 uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal eden taşınmazın sadece aynı Kanunun 705. maddesi uyarınca kanunen intikal etmesi yetmez. Bununla birlikte 2762 sayılı Kanunun 29/1 maddesi gereğince … adına tapudan intikal görmesi, diğer bir ifade ile … adına tapu kaydının oluşması gerekir. Bunun yanı sıra, TMK’nin 705. maddesi sadece mahkeme kararından söz etmez; miras, cebri icra, işgal, kamulaştırma ve kanunda öngörülen diğer haller gibi tescilden önce mülkiyetin kazanılması hallerini sıralar. Bu Kanunun sayın çoğunluk gibi yorumlanması durumunda tüm bu durumlarda da 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 29. maddesini uygulamamak gerekir. Ne var ki, TMK 705. maddedeki hüküm genel bir düzenleme olup, 2762 sayılı Yasanın 29. maddesi özel kanun olarak buna bir istisna getirmiş bulunmaktadır.
Hal böyle olunca, her ne kadar 24.09.1983 tarihinden önce taşınmaz hükmen Hazineye intikal etmişse de, tapuda … adına bir intikal görmediğinden, aslı … olan taşınmazın vakfına dönmesi ve davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekirken onama yönündeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.