YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/941
KARAR NO : 2014/8212
KARAR TARİHİ : 21.04.2014
MAHKEMESİ : GAZİANTEP 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/10/2013
NUMARASI : 2012/1553-2013/1628
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonucunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkin olup, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğü zamanında açılmıştır.
İlgili Tapu Müdürlüğü,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu tür işler, 6100 sayılı HMK’nin 382/2-ç maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.
Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
HMK’nin geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.
Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davacılar, dava konusu 87,319,437,438,439,531,542,780,879 parsel sayılı taşınmazlar ile 111 ada 3 parsel sayılı taşınmazın murisleri Mustafa çocukları Mustafa, Hatice, Zeynep ve Ayşe Nacaroğlu’na ait olduğunu; ancak, tapu kayıtlarında murislerin soyadlarının “Nacaroğlu” olması gerekirken “Nacar” olarak yazıldığını, ayrıca, kızların evlilik soyadlarının yazılmadığını, Ayşe’nin de nüfus kaydının olmadığını bu nedenle mirasçıların taşınmazlar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunamadıklarını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarına yanlış geçen murislerin soyadlarının N.. olarak düzeltilmesini, ayrıca Hatice , Zeynep ve Ayşe’nin evlenmekle almış oldukları soyadlarınında tapu kayıtlarına eklenmesine karar verilmesini istemişler; bilahare, davacılar vekili 319 parsel sayılı taşınmazda murislerin baba adının yanlışlıkla ” S. M.”olarak yazıldığını belirterek, bu taşınmazda murislerin baba adlarının “Mustafa” olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiş; davaya konu 111 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden davayı takip etmediklerin yönünde beyanda bulunmuş; Mahkemece, dava konusu 111 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden takip edilmediğinden HMK 150/1 maddesi gereğince işlem yapılmak üzere dava dosyasından ayrılmasına, bu parsele ilişkin davanın ayrı bir esas üzerinden devamına; dava konusu 87, 319, 437, 438, 439, 531, 542, 780, 879 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ne var ki, davaya konu bir kısım taşınmazın tapulama tutanaklarında Mehmet oğlu Mustafa’nın 1943 yılında ölümüyle evlatları Mustafa, Hatice, Zeynep ve Ayşe’nin kaldığı açıklandığı; nüfus kaydında ise, Mehmet oğlu Mustafa’nın 23.3.1904 tarihinde öldüğü belirtildiği halde, Mahkemece, bu çelişki giderilmeden, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.
Kabule göre de; bilindiği üzere nüfusa kaydedilmeden ölmüş veya herhangi bir nedenle nüfusta kaydı bulunmayan kişilerin tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin düzeltilmesi mümkün değil ise de, idari yoldan tapu kayıtlarında intikal yaptırılamadığından zorunlu olarak dava açılan bu gibi durumlarda, tapu malikinin davacının murisi ile aynı kişi olduğunun ispatlanması halinde “çoğun içerisinde az da vardır” kuralı gereğince bu yönde bir “tespit kararı” verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, nüfusa kayıtlı olmayan Ayşe yönünden tespite hükmedilmesi gerekirken, düzeltme kararı verilmesi de doğru değildir.
Hal böyle olunca, davaya konu taşınmazların tapu malikleri ile davacılar murislerinin aynı kişi olup olmadığı yönünde yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, gerekiyorsa mahallinde keşif yapılarak tanıkların taşınmaz başında dinlenmesi, dava konusu taşınmazların kim ya da kimler tarafından kullanıldığının belirlenmesi, davacıların murisleri ile kayıt maliklerinin aynı kişi olup olmadığının mülkiyet nakline sebep olmamak bakımından tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespit edilerek, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.