Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2016/1726 E. 2016/5403 K. 02.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/1726
KARAR NO : 2016/5403
KARAR TARİHİ : 02.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı … vekili tarafından yasal süre içerisinde, temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

-KARAR-

Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 08/04/2008 tarihinde ölen mirasbırakanı …..’un 18/06/2002 tarihli akitle maliki olduğu 123 ada 7 parsel sayılı taşınmazı oğulları davalılara satış suretiyle temlik ettiğini yapılan işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapunun iptali ile taşınmazın terekeye iadesini olmadığı taktirde tenkise karar verilmesini istemiş, 25/01/2013 tarihli dilekçesinde ise terekeye iade istemini, miras payı oranında iptal ve tescil isteği olarak değiştirmiştir.
Davalı … çekişme konusu taşınmazın bedeli davalılar tarafından ödenerek satın alınıp, aileyi ayakta tutan kişi olması ve ananeler gereği, mirasbırakan adına tescil edildiğini, murisin davalıların aile servetine yaptıkları katkıyı da gözeterek davacının da bilgisi dahilinde taşınmazı davalılara iade ettiğini, taşınmazdaki beş katlı yapının devir tarihinden sonra davalılar tarafından yapıldığını bu hususun gözetilmesi gerektiğini davalı….. 18/01/2012 tarihli dilekçesinde; çekişme konusu taşınmazın devri karşılığında murise para ödemediklerini, temlik tarihinde mirasbırakanın yanında çalıştıklarını, satış bedelini ödemelerinin maddi olarak mümkün olmadığını belirtmiş, 09/01/2014 tarihli dilekçesinde ise 18/01/2012 tarihli dilekçenin imzalandığı tarihte psikolojik rahatsızlığı bulunduğunu bundan faydalanan davacının adı geçen dilekçeyi imzalattığını davacıya olan güveninden ötürü okumadan imzaladığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, işlemin bedelsiz ve muvazaalı olduğunun sübuta erdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan…’un 08/04/2008 tarihinde öldüğü geriye mirasçı olarak davacı, davalılar, dava dışı eşi Nazik ile diğer çocuğu Sebahat’ın kaldıkları murisin maliki olduğu çekişme konusu 123 ada 7 parsel sayılı taşınmazını 18.06.2002 tarihli satış akdiyle ve eşit paylarla davalılara temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706, Türk Borçlar Kanunun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 190. ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddeleri uyarınca herkes iddialarını ispat etmek zorundadır. Davacı iddialarını ispat bakımından tanık isimleri bildirmiş ancak bu tanıklar dinlenmeden sonuca gidilmiştir.
Hâl böyle olunca, isimi bildirilen davacı tanıklarının yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek beyanlarının alınması davalı Sebahattin’in 18/01/2012 tarihli dilekçesindeki beyanları tanık beyanları ile birlikte değerlendirilerek temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı olup olmadığının saptanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalı … vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.