YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2102
KARAR NO : 2016/8810
KARAR TARİHİ : 27.09.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.09.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, “bağıştan rücu” hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilşkindir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, davaya konu 2773 parsel sayılı taşınmaz davacı … adına kayıtlı iken, davacının 19.07.1995 tarihli resmi akitte taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini kayıtsız, şartsız hibe suretiyle davalı oğlu …’ye temlik ettiği görülmektedir.
Davacı …, hastalandığında davalı oğlunun kendisine bakmadığını, kanundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, bağıştan dönme(rücu), bağışlayanın bağışlanana varması gerekli tek taraflı beyanıyla geriye yürüyerek(makable şamil) hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlanan bağışlayana veya yakınlarına karşı bir cürüm işlerse veya yasa gereği yapmakla zorunlu olduğu ödevlerini önemli surette aksatırsa yahut bağışlamayı sınırlayan ödevleri haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmezse bağışlayan bağıştan dönme(rücu) sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde beyanda bulunmak veya dava açmak suretiyle bağıştan dönebilir. Bağıştan dönme (rücu) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun(TBK) 295. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 244.) maddesinde aynen; “Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:
./..
1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.
2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.
3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.” şeklinde hükme bağlanmıştır. Yasa koyucu söz konusu TBK’nın 295. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükmüyle mirastan ıskat sebeplerini düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun(TMK) 510. maddesi arasında paralellik sağlamış, bağıştan yararlanan kişiyi bağışlayanın devamlı baskısından kurtarmak istemiştir. Gerçekten basit olayların dönme(rücu) nedeni sayılması, yukarıda değinilen mahzurun yanında, açıklanan yasa maddelerinde izlenen amaca aykırı bir durum yaratacağı gibi hak ve adalet duygularını da zedeler. Bu itibarla her iki madde hükümleri birlikte değerlendirilerek olayların kapsamları, nitelikleri, özellikle vahamet derecelerinin göz önünde bulundurulması zorunludur. Hemen belirtmek gerekir ki; bağıştan dönme(rücu), kurulmuş olan bir sözleşmeyi sonradan ortaya çıkan sebeplere göre sona erdiren yenilik doğurucu bir hak olduğundan, bağışlanan ancak dönme(rücu) anında elinde kalan miktarı vermekle yükümlüdür. Bu hak TBK’nın 297. maddesine göre geri alma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içerisinde kullanılmalıdır.
Somut olayda, dosyada toplanan tüm deliller yukarıdaki ilkeler ve özellikle TMK’nın 510. maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde; davalının, üzerine düşen yükümlülüklerini yasanın aradığı ölçüde aksattığından söz edilemeyeceği, maddi delillerle desteklenmeyen soyut tanık anlatımlarının da ispata yeterli sayılamayacağı, sonuç itibariyle bağıştan rücu koşullarının gerçekleşmediği kanaatine varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi doğru değildir.
Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
-KARŞI OY YAZISI-
Dava, bağışlamanın geri alınması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, kendisine bakması için taşınmazı davalıya bağışladığını, ciddi sağlık sorunları olduğunu son olarak da belinin kırıldığını bakıma muhtaç hale geldiğini , davalıdan bakımı için yardım istediğinde de bakmayacağını söyleyerek aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiası ile eldeki davayı açmıştır.
Bağışlananın geri alınmasını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu 295/2 maddesinde, “Bağışlanan,bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa” bağışlananın geri alınabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu hüküm uyarınca, aile fertleri arasında karşılıklı yardım ve saygı gösterme yükümlülüğü ahlaki nitelik taşıyan bir yükümlülük olmakla birlikte aynı zamanda hukuki bir yükümlülük olarak da düzenlenmiştir.
Bağışlananın geri alınabilmesi için, aile hukukuna ilişkin yükümlülüklerin aile bağlarını koparıcı düzeyde ihlal edilmiş olması ( objektif unsur), davalının davranışı sonucu aile bağlarının fiilen tahrip olması ( subjektif unsur) ve davacının kusurlu hareketiyle kendisinin sebebiyet vermemesi gerekir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre, davacının oturduğu evinin bulunduğu 2773 parsel sayılı taşınmazını yaşlılığında kendisine bakacağı düşüncesiyle 8 çocuğundan en büyüğü olan davalı oğluna 19.07.1995 tarihinde koşulsuz bağışladığı, davacı ameliyat olduğunda bakım için davalının bağışlayan annesini evine aldığı sonrada evinden kovduğu, “nereye giderse gitsin bakmayacağını” söylediği, bir daha da ilgilenmediği, diğer çocuklarınında davalıya yapılan bağış nedeniyle davacı anneleri ile ilgilenmedikleri, davacının düşme sonucu belinin kırıldığı, başka sağlık sorunları nedeniyle de sürekli ilaç kullandığı, dava tarihinde 83 yaşında olan davacının fiilen ve manevi olarak bakıma muhtaç olduğu, çevresinin yardımıyla hayatını sürdürdüğü, davalının kanunen yükümlü olduğu görevlerini yapmadığı, yaşlı ve bakıma muhtaç bağışlayan annesini kendi haline terk ederek Türk Borçlar Kanununun 295/2 maddesinde belirtildiği şekilde davalının kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davrandığı kanıtlanmıştır.
Bu nedenlerle, hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki görüşüne katılamıyoruz.