Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2016/3361 E. 2016/5583 K. 05.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3361
KARAR NO : 2016/5583
KARAR TARİHİ : 05.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasındaki davadan dolayı …. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 20.12.2013 gün ve 2010/281 esas 2013/456 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 08.12.2015 gün ve 5137-14311 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan…’ın damadı olan davalı …’in mirasbırakan üzerinde oğlu ..ödünç olarak verdiği paranın iade edilmediği telkiniyle manevi baskı kurup murisin maliki olduğu 1021 parsel sayılı taşınmazı satış akti ile temellük ettiğini, ayrıca murisin maliki olduğu 652 parsel sayılı taşınmazını ise mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak oğlu davalı …’a satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek tapuların iptali ile miras payları oranında mirasçılar adlarına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında dava dışı mirasçı Şeref davaya dahil edilmiştir.
Davalı …, murise doğrudan veya onun yanında kalan … aracılığıyla sürekli para gönderdiğini ve ayni yardımlarda bulunduğunu, davalı …, dava dışı mirasçıların da olduğunu, murisin davacıya ve onun hasta çocuklarına baktığını, onların masrafını karşılamak için dava konusu taşınmazı sattığını, 652 parsel sayılı taşınmazı ev yapmak amacıyla 15.500,00 TL bedel ile satın aldığını, murisin başka malvarlığının da bulunduğunu belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Dahili davalı …, davaya muvafakat etmemiş, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden; mirasbırakan…’ın 23.10.1988 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları davacı … ile davalı … ve dahili davalı … .n’ın kaldıkları, murisin 1021 parsel sayılı taşınmazını damadı ….) olan davalı …’e 13.04.1979 tarihli, 652 parsel sayılı taşınmazını ise oğlu olan diğer davalı …’a 16.07.1981 tarihli satış akti ile temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76. maddesi ( 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.maddesi) hükmü gereğince maddi olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelemeyi yaparak uygulanacak yasa hükmünü belirlemek hâkime aittir.
Bu durumda iddianın ileri sürülüş biçiminden ve dava dosyasının içeriğinden; davada ikrah hukuksal nedenine dayanılmadığı, davacının her iki davalı bakımından da muris muvazaası hukuksal nedenine dayanarak terekeye iade isteğinde bulunduğu açıktır.
Somut olayda; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortağın da davaya muvafakatı yoktur. İsteğin tereke adına yapıldığı gözetildiğinde öncelikle davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi zorunludur.
Bilindiği üzere; elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı TMK.nun 701-703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin ( ortaklığın ) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 701. maddesinde ( …Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. ) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin ) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
TMK.nin 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne varki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. ( 11.10.1982 tarihli 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ) nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Hâl böyle olunca, mirasbırakan…’ın ölüm tarihi itibariyle terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu ve davaya dahil edilen mirasçı Şeref’in davaya olurunun olmadığı gözetilerek miras şirketine TMK. nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine, yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davacının bu yönlere değinen karar düzeltme isteğinin (6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kabulüne, Dairenin 08.12.2015 tarih, 2014/5137 E. 2015/14311 K. sayılı BOZMA kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve yerel mahkemenin 20.12.2013 tarih, 2010/281 Esas, 2013/456 Karar sayılı kararının yukarıda açıklanan nedenlerle, (6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı HUMK.’nun 428.maddesi gereğince, değişik gerekçe, ile BOZULMASINA, 05.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.