YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/2253
KARAR NO : 2020/5712
KARAR TARİHİ : 05.11.2020
MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ .HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL – TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-tenkis davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davaların reddine ilişkin verilen karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun HKM.nun 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine, dava konusu 258 ada 1, 2 ve 36 parsel sayılı taşınmazlara yönelik tenkis davasına ilişkin mahkemece verilmiş bir karar olmadığından istinaf başvurusu ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, tapu iptaline ilişkin karar kesinleştikten sonra anılan taşınmazlara ilişkin tenkis talebi ile ilgili davanın yeniden görülerek bir karar verilmek üzere mahalli mahkemesine gönderilmesine ilişkin olarak verilen karar davacı veki tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve terekeye iade, olmadığı takdirde tenkis, birleştirilen dava ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve terekeye iade isteğine ilişkindir.
Asıl davada davacı, mirasbırakan …’ün, mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak taşınmazlarının bir kısmı ile menkul mallarını ve şirket hisselerini davalılara devrettiğini, ayrıca işlem tarihinde mirasbırakanın ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile terekeye iadesine, batıl olan işlemlerin tenkisine karar verilmesini, birleştirilen davada ise mirasbırakan …’ün maliki olduğu 622 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki payını kardeşinin eşi davalı …’ye satış suretiyle devrettiğini, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile terekeye iadesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, iddiaların yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, asıl ve birleştirilen davaların reddine ilişkin verilen karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun HKM.nun 353/1.b.1 maddeis gereğince esastan reddine, dava konusu 258 ada 1, 2 ve 36 parsel sayılı taşınmazlara yönelik tenkis davasına ilişkin mahkemece verilmiş bir karar olmadığından istinaf başvurusu ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, tapu iptaline ilişkin karar kesinleştikten sonra anılan taşınmazlara ilişkin tenkis talebi ile ilgili davanın yeniden görülerek bir karar verilmek üzere mahalli mahkemesine gönderilmesine arar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; asıl davaya konu 164 parsel sayılı taşınmazın dava dışı 3. kişi adına kayıtlı iken 05.12.1995 tarihli satış işlemi ile 1/2’şer payla mirasbırakan ile davalı … adına tescil edildiği, mirasbırakanın taşınmazdaki 1/2 payını 18.03.2008 tarihinde davalı …’e satış suretiyle devrettiği ve anılan davalının taşınmazın tamamının maliki olduğu, 15.12.2009 tarihli ifraz işlemi ile 1231 ve 1232 parsel sayılı taşınmazların davalı adına tescil edildiği, birleştirilen davaya konu 622 ada 22 parsel sayılı taşınmazın 1/5 payının mirasbırakan adına kayıtlı iken muris …’ın anılan payını 24.01.2003 tarihinde davalı …’ye satış suretiyle devrettiği, 1943 doğumlu mirasbırakan …’ün 17.05.2008 tarihinde öldüğü geride mirasçı olarak eşi …’den olma çocukları davalılar …, … ve … ile dava dışı …’dan olma kızı davacı …’ın kaldıkları, asıl davada mirasçıların tamamının davada taraf olduğu, birleştirilen davada ise sadece davacı …’ın mirasçı olarak davada taraf olarak yer aldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.
Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK’nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK’nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK’nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak nakdin ödetilmesine karar verilmelidir.
Somut olayda; asıl dava açısından davacının isteği ehliyetsizlik ve muris muvazaası, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile tenkis isteğinden vazgeçildiğinin kabulü doğru olmamakla birlikte istinaf mahkemesince bu hususta usulünce araştırma ve inceleme yapılmadan davanın bu kısmının ayrılmak suretiyle dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin karar yerinde değildir.
Birleştirilen davaya gelince;
Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK’nin 701. maddesinde (…Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
TMK’nin 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarihli 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim, bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Mirasbırakan …’ün ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olup davacı tarafından çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile terekeye döndürülmesi istenildiği halde mirasbırakanın tüm mirasçılarının davada yer almaları sağlanmayıp usulüne uygun taraf teşkili yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; öncelikle birleştirilen dava yönünden mirasbırakan …’ün dava dışı mirasçılarının bulunduğu gözetilerek davaya katılmayan mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK’nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, ondan sonra yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca hem asıl hem de birleştirilen davada muris muvazzası iddiası bakımından değerlendirme yapılması, sonucuna göre (lüzumu halinde) asıl davada tenkis isteği bakımından araştırma yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yanılglı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin değinilen yönlere ilişkin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1-a maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2 maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.