Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2018/4002 E. 2020/5691 K. 05.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4002
KARAR NO : 2020/5691
KARAR TARİHİ : 05.11.2020

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, bedel davası sonunda, yerel mahkemece davanın usulden reddine verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi tarafından 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma isteği değerden reddedilerek, dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedelin tahsili isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan …’ın davalıların mirasbırakanları … ve … Yangın tarafından tapu müdürlüğüne götürülerek adına kayıtlı olan 450, 1349, 1485, 1530, 232, 264, 310, 631 ve 1519 parsel sayılı taşınmazları bağış suretiyle adlarına tescil edildiğini, mirasbırakanın devirdeki gerçek iradesinin taşınmazlardaki 1/2’şer payını devretmek olduğunu, oysa ki devir işleminin bağış suretiyle yapıldığını, bu şekilde yapılan işlemin şekil şartlarından yoksun olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, aksi halde bedele karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, bahse konu uyuşmazlığın daha önce … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/339 E., 2006/417 K. sayılı dava dosyası ile görülüp karara bağlandığını, eldeki dava yönünden bu kararın kesin hüküm oluşturduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın usulden reddine verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesi tarafından 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 450, 1349, 1485, 1530, 232, 264, 310, 631 ve 1519 parsel sayılı taşınmazlar evveliyatında kök mirasbırakan … adına kayıtlı iken 02.12.1965 tarihli akit ile 232, 264, 310, 631 ve 1519 parsel sayılı taşınmazlar davalılardan …ve …’nın mirasbırakanı …’e, 450, 1349, 1485 ve 1530 parsel sayılı taşınmazların ise diğer davalıların mirasbırakanı …’e bağış suretiyle temlik edildiği, davacının ise kök mirasbırakan … tarafından evlatlık edinildiği, bu nedenle davalıların mirasbırakanları … ve …’in kardeşi olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Uygulamada mesele 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Somut olaya gelince; taraflar arasında daha önce görülen … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/339 E., 2006/417 K. ve 07.03.2007 kesinleşme tarihli kararında davacılar tarafından davalılara karşı hile ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayanılarak aynı taşınmazların dava konusu edildiği tapu iptal ve tescil davasında mahkemece iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303. maddesinde düzenlendiği üzere maddi anlamda kesin hükümden söz edilebilmesi; diğer bir anlatımla yeni açılan bir davaya karşı o davanın daha önce kesin hükme bağlanmış olduğunun söylenebilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Somut olayda, mahkemece kesin hüküm kabul edilen … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/339 Esas sayılı davanın tarafları ile eldeki davanın tarafları ve dava konusu edilen taşınmazlar aynı ise de, eldeki davada davacılar tarafından inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptal ve tescil isteğinde bulunduklarından kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Hal böyle olunca, ön inceleme duruşmasına taraflar usulünce davet edilerek ön inceleme duruşmasının yapılması ve sonrasında tahkikata geçildiği bildirilerek, gösterildiği takdirde deliller toplandıktan sonra işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nun 371/1-a maddesi gereğince … Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.