YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1765
KARAR NO : 2020/5807
KARAR TARİHİ : 09.11.2020
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından, temlikten mirasbırakanın haberdar olduğu, işlemin gerçek satış olduğu, tanık …’in de bu hususu doğruladığı, mirasbırakanın dava dışı taşınmazlarının da vekaleten satıldığı gerekçeleri ile HMK’nın 353/1.b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’ın … 2. Noterliğinin 01.02.1989 tarih ve 3284 yevmiye nolu vekaletnamesi ile davalı …’ı vekil tayin ettiğini, vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak 712 parsel ve 452 ada 28 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümlerdeki paylarını diğer davalı …’a devrettiğini, devirden mirasbırakanın haberi olmadığı gibi bir bedel de ödenmediğini belirterek miras payları oranında tapu iptal ve tescil istemişlerdir.
Davalı …, kardeşi mirasbırakan …’in taşınmazlarını satmaya karar vermesi ve isteği üzerine dava konusu taşınmazlarını sattığını, vekil sıfatıyla davalı … haricinde 3. kişilere de taşınmaz sattığını, dava konusu taşınmazlarda hissesi olması sebebi ile davalı oğlunun başkasına satılmaması için satın aldığını belirtmiş, davalı … da mirasbırakan amcasından bedeli karşığında taşınmazları devraldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, mirasbırakanın bilgisi dahilinde işlemlerin yapıldığı, bedelin mirasbırakana ödendiği, davacılar tanığı …’in de satımın gerçek olduğunu beyan ettiği, mirasbırakanın davaya konu taşınmazlar haricinde 3 adet taşınmazın da aynı vekaletname ile dava dışı … isimli kişiye satıldığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından, temlikten mirasbırakanın haberdar olduğu, işlemin gerçek satış olduğu, tanık …’in de bu hususu doğruladığı, mirasbırakanın dava dışı taşınmazlarının da vekaleten satıldığı gerekçeleri ile HMK’nın 353/1.b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’ın davalı kardeşi … …’ı 01.02.1989 tarihinde vekil kıldığı, vekil …’ın mirasbırakana ait 452 ada 28 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümdeki 1/2 payını 31.07.2014 tarihinde, 712 parseldeki 1/3 payını ise 22.05.2015 tarihinde davalı oğlu …’a (vekilin oğlu) satış suretiyle devrettiği, vekil … da dava konusu taşınmazlarda paydaş iken anılan resmi akitlerle kendi payını da davalı oğluna devrettiği; 1939 doğumlu mirasbırakan …’ın 07.11.2015 tarihinde vefatı ile geride mirasçı olarak davacı eşi …, davacı … ve …’i bıraktığı, mirasbırakanın başkaca mirasçısının olmadığı anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davalı kayıt maliki …’un, mirasbırakanın … makamlarının Türkiyede’ki gayrimenkullerinden haberdar olmaması ve banka üzerinden ödeme yapılmasında bir sorun yaşanmaması için satış bedelinin elden ödenmesini talep ettiğini, mirasbırakanın bu talebini anlayışla karşılayarak satış bedelini …’da mirasbırakana elden ödediğini savunduğu, davacılar tanığı …’ün, dayısı mirasbırakanın dava konusu taşınmazları satmaya niyeti olmadığını, mirasbırakanın vekil … ile hissedar olduğu dava dışı bir takım taşınmazları satması sebebi ile mirasbırakana öfke duyduğunu bu suretle mirasbırakanın haberi olmadan işlem yaptığını, davacılar tanığı mirasbırakanın komşusu …’in, mirasbırakanın dava konusu taşınmazları satmaya niyeti olmadığını, dava dışı bir takım taşınmazlardaki diğer hissedarın bu yerleri ucuza almaya çalıştığını kendisinin buna izin vermediğini ve başka kişiye satıldığını söylediğini; davalılar tanığı davalı …’un eşi …’nın, 50.000 … satış bedelini mirasbırakana elden ödediklerini, davalılar tanığı mirasbırakanın Türkiye’ye geldiğinde berberliğini yaptığını söyleyen tanık …’in, mirasbırakanın dava konusu dairesini …’a sattığını söylediğini beyan ettikleri; davalı tarafın bedelin ödendiğini savunduğu ancak bu savunmasını destekleyecek bir delil ibraz edemediği, öte yandan vekil …’ın bir kısmında kendisinin de hissedar olduğu mirasbırakana ait dava dışı 4 parça taşınmazı (818, 24, 25 ve 49 parseller) 08.07.2014 tarihinde dava dışı …’a satış suretiyle devrettiği, bedelin dosya içerisinde mevcut banka havalesi ile mirasbırakana ödendiği, bu bakımdan dava konusu taşınmazlar için mirasbırakanın … makamlarının Türkiyedeki taşınmazlarından haberi olmasını istemediği ve banka üzerinden problem yaşanmaması için elden ödendiği şeklindeki savunmaya itibar edilemeyeceği, davalı vekilin kendisinin de paydaşı olduğu dava dışı taşınmazların satımı ile ilgili 08.07.2014 tarihindeki işlem hakkında davacılar tanıklarının birbirini doğrulayan beyanları nazara alındığında baba-oğul ilişkisi olan davalıların el ve işbirliği içinde hareket ederek mirasbırakanı zararlandırdıkları açıktır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davalılar tanığı …’in maddi delillerle desteklenmeyen soyut beyanına üstünlük tanınmak suretiyle delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Öte yandan, yukarıda özetlendiği üzere davacılar vekili 27.03.2017 tarihli dilekçesi ile…ve …’ı (3. celse dinlenilmesinden vazgeçilmiş, davalılar vekili vazgeçmeye muvafakat etmiş); davalılar vekili ise 28.03.2017 tarihli dilekçesi ile …u tanık olarak bildirdiği, mahkemece 12.05.2017 tarihli celsede davalılar vekiline tanıklarını hangi hususta dinleteceği ile ilgili beyanda bulunmak üzere süre verildiği, davalılar vekilinin 25.05.2017 tarihli dilekçesi ile tanıkları … ve …’nın beyanda bulunacağı hususları belirttiği anlaşılmaktadır. O halde, tanık …’in davacıların tanığı olmadığı, ortak tanık da olmadığı sabit olmasına karşın, gerek ilk derece mahkemesince gerekse de bölge adliye mahkemesince tanık …’in davacılar tanığı olarak kıymetlendirilerek sonuca gidilmesi de isabetsizdir.
Davacılar vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.