Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2019/2265 E. 2020/5779 K. 05.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2265
KARAR NO : 2020/5779
KARAR TARİHİ : 05.11.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece davalı … yönünden davanın … yokluğundan reddine, diğer davalılar yönünden asıl ve birleştirilen davanın esastan reddine ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl ve birleştirilen davada davacılar, miras yoluyla intikal eden bir kısım taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açmak ve bu davanın giderlerinde kullanılmak üzere dava dışı 1080 parsel sayılı taşınmazın satışı konusunda … …. Noterliğinin 03.07.2008 tarihli vekaletnamesi ile yeğenleri ve aynı zamanda çekişme konusu taşınmazda mirasen pay sahibi olan davalı …’i vekil tayin ettiklerini, ancak yaşlılıklarından ve okuma yazma bilmemelerinden faydalanılarak iradeleri dışında dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın da vekaletnameye dahil edilerek anılan taşınmazda elbirliği mülkiyete tabi 19/1295 paydaki miras paylarının davalı vekil tarafından vekalet görevi kötüye kullanılarak ağabeyleri …’a, adı geçen tarafından da oğlu olan davalı …’a satış yoluyla temlik edildiğini, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek çekişme konusu 19/1295 payın tapu kaydının iptali ile miras paylarının adlarına tescilini istemişler; çekişme konusu 19/1295 payın … adına kayıtlı olduğunun anlaşılması üzerine birleştirilen davayı …’a karşı yöneltmişler; ıslahla davalı vekil … yönünden tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın süresinde açılmadığını, çekişme konusu 19/1295 payın birleştirilen davada davalı …’a devredilmiş olup, çekişmeli payda kayıt maliki olmayan davalı …’ya … yöneltilemeyeceğini, davalı vekil …’ın da payını aynı akitle davalı …’a temlik ettiğini, davalı … ile davacılardan …’nın hisse bedellerini aldıklarını, diğer davacıların ise açılacak ortaklığın giderilmesi ve isim tashihi davalarının masraflarını davalı …’ın yüklenmesi konusunda mutabık kaldıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine, davalı … yönünden ise … yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın 19/1295 payı el birliği mülkiyet şeklinde asıl ve birleştirilen davada davacılar …,ile asıl davada davalı …, birleştirilen davada davalı …, dava dışı …, dava dışı … adlarına kayıtlı iken davacılar ile dava dışı … ve birleştirilen davada davalı …’ın, dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmaz ile dava dışı başkaca taşınmazlardaki hak ve hisselerinin satışı konusunda davalı ve aynı zamanda hissedar davalı …’i 03.07.2008 tarihinde vekil tayin ettikleri, davalı vekil …’in de anılan vekaletnameye istinaden el birliği mülkiyete tabi çekişme konusu 19/1295 paydaki kendi hissesini ve vekaleten davacılar ile dava dışı …’in hisselerini 17.10.2008 tarihinde birleştirilen davada davalı ve aynı zamanda hissedar olan …’a satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karış en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekalet borcunun bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.
Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumlulu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilimiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki; çekişme konusu payda kayıt maliki olmayan asıl davada davalı … yönünden davanın pasif … yokluğundan reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki; mahkemece, çekişme konusu payın temlikinde kullanılan vekaletnameyi geçersiz kılacak bir neden bulunmadığı, davacılardan … dışındakilerin okur yazar oldukları, rızaya dayalı olarak verilen vekaletnameye istinaden yapılan satışın geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, vekilin kendisine verilen yetki doğrultusunda hareket ettiğinin vekaletnameden anlaşıldığı gerekçeleriyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiş ise de, davada dayanılan hukuki neden bakımından yukarıdaki ilkeler uyarınca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, temliklerin iradi mi, yoksa vekâlet görevinin kötüye kullanılmak suretiyle mi gerçekleştirildiğinin toplanan ve toplanacak tüm delillerle birlikte değerlendirilerek açıklığa kavuşturulması, vekilin vekil edenleri zararlandırma kastı taşıyıp taşımadığının ortaya konulması amacıyla ve davanın niteliği gereği davacı tanıklarının yeniden dinlenilmesi, tanık deliline dayandığı anlaşılan davalı tarafa tanıklarını bildirmesi için usulünce süre verilip, bildirilmesi halinde davalı tanıklarının da dinlenilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsizdir.
Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekilinin değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.