YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3205
KARAR NO : 2019/5719
KARAR TARİHİ : 06.11.2019
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasındaki davadan dolayı … 16. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.12.2013 gün ve 408-646 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı idare vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya tetkik olunarak gereği düşünüldü.
-KARAR-
Dava, mükerrer kayıt nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 2006 yılında satın alarak paydaşı olduğu … Köyü … parsel sayılı taşınmazın kadastral tespitinden sonra davalıların paydaşı oldukları … Köyü … parsel sayılı taşınmazın kadastral tespiti ve mükerrer kayıt oluştuğunu ileri sürerek, davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece “Somut olayda davacının paydaş olduğu … parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin davalıların paydaş olduğu … parsel sayılı taşınmazdan önce yapıldığı açıktır. Bu durumda davalıların paydaş olduğu taşınmazın kadastrosunun mükerrer olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, davacının paydaş olduğu taşınmazın kadastro tespit tarihinin önce olduğu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.”gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun(HUMK) 376. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK) 186.) maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin HUMK’nın 388. (HMK’nın 297.) maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HUMK’nın 389. (HMK’nın 297.) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HUMK’nın 381. maddesinin son fıkrasının (HMK’nın 294/4. maddesi) getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK’nın 389. (HMK’nın 297.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ve usül kanunlarının yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, mahkemece; kısa kararda çekişme konusu … parseldeki toplam 389,67 m2 payın iptaline karar verildiği halde gerekçeli kararda 270,32 m2’lik payın iptaline hükmedilmek suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
Hal böyle olunca, 10.04.1992 günlü ve 1992/7 esas-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Davalı idare vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 06/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.