Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/10029 E. 2022/821 K. 07.02.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10029
KARAR NO : 2022/821
KARAR TARİHİ : 07.02.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine ilişkin verilen karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, okuma yazma bilmediğini, dava dışı oğlunun davalının eşinden borç para aldığını, borca teminat için dava konusu 2154 ve 3989 parsel sayılı taşınmazlarını ipotek göstermek amacıyla davalının eşini ve dava dışı …’i vekil tayin ettiğini, alınan vekaletnameye dayanarak dava konusu taşınmazlarının satış gösterilmek suretiyle davalıya devredildiğini, sonradan tapuda yaptığı araştırma sonucu durumu öğrendiğini, satış bedeli ödenmediğini, temlikin hile ile gerçekleştiğini ve geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı, iyiniyetli olduğunu, dava konusu taşınmazların satışa çıkartılması üzerine üzerindeki hacizler ile birlikte devraldığını, satış bedeli olan 35.000,00 TL’yi satıcı vekili … …’e ödediğini, vekil ile işbirliği içinde oldukları iddiasının doğru olmadığını, taşınmazların sonradan değerlerinin artması üzerine eldeki davanın açıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 23/06/2016 tarihli ve 2014/585 E. – 2016/661 K. sayılı kararıyla; hile iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 11/06/2020 tarihli ve 2017/247 E. – 2020/2567 K. sayılı kararıyla; ” …Eldeki davada iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden hile ile alınan vekaletname ile temlikin gerçekleşmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Vekaletnamenin hile ile alındığına yönelik iddianın, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da kapsadığı açıktır. … Somut olaya gelince, Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde ve dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar doğrultusunda, taraf delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.” gerekçesiyle mahkemenin kararı bozulmuştur.
3. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 08/09/2021 tarihli ve 2020/679 E. – 2021/588 K. sayılı kararıyla; davalının vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde olmadığı, kötü niyetli olmadığı, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmediği veya bilmesi gereken kişilerden olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tanık … İğdeli’nin beyanının çelişkili olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis edilmesi için vekaletname verildiğini, davalının eşinin ödediğini iddia ettiği satış bedeli ile taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri arasında fahiş fark bulunduğunu, dava dışı vekil ile davalı adına vekaleten işlem yapan eşi … arasında çıkar ilişkisi bulunduğunu, kararın dosya kapsamına aykırı olduğunu bildirip, önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
Türk Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390. maddesinde) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; davacının, Konya 1. Noterliğinin 17/04/2014 tarihli ve 5936 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu 2154 ve 3989 parsel sayılı taşınmazları dilediği bedelle dilediği kişiye satmak ve üzerinde ipotek tesis etmek üzere dava dışı …’i vekil tayin ettiği, vekil tarafından 2154 parsel sayılı taşınmazın 14.000,00 TL; 3989 parsel sayılı taşınmazın ise 22.000,00 TL bedelle 18/04/2014 tarihli resmi senet ile satış suretiyle davalıya devredildiği anlaşılmaktadır.
6.3.2. Dava konusu taşınmazların alınan borcun karşılığı ipotek olarak verilmek istendiği, ne var ki işlem sırasında borç veren dava dışı …’ın eşi davalı …’ya temlik edildiği, dinlenen tanıklardan …ve …’in de bu hususu doğruladığı görülmekle, davacının vekaletnameyi ipotek amacıyla verdiği, davacının iradesine aykırı olarak, vekil tarafından temlikin satış olarak gerçekleştirildiği, bu suretle vekalet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi hatalı olmuştur.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.