YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1073
KARAR NO : 2022/694
KARAR TARİHİ : 25.01.2022
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Yerel Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 25.01.2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili gelmedi. Temyiz edilen davalılar vekili Avukat Ümmügülsüm Şengül geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, dava konusu 703 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 3/4 payının kendisi, 1/4 payının ise dava dışı oğlu … … adına kayıtlı olduğunu, ekonomik sıkıntı içerisinde olduğu dönemde dava konusu taşınmazı satmaya karar verdiğini, ancak taşınmaz üzerindeki hacizler nedeniyle satamadığını, bunun üzerine bir arkadaşı aracılığıyla tanıştığı davalıların murisi olan … ile sözlü olarak yaptıkları inanç sözleşmesi kapsamında …’nın çevreye olan borçlarını ödeyerek taşınmaz üzerindeki hacizleri kaldırmayı kabul ettiğini, ancak daha sonra kötüniyetli olarak yaptığı ödemelerin yaklaşık iki katı tutarında aleyhine icra takibi başlatarak taşınmaz üzerine haciz koydurduğunu, zor durumundan faydalanarak kendisini borçlandırdığını ve taşınmazın adına tescilini sağladığını ileri sürerek, davalıların murisi adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiş, 26.12.2019 tarihli celsede ise davacı asil, dava konusu taşınmazı borçlarının ödenmesi karşılığında geri verilmek şartıyla teminat olarak davalıların murisi …’ya devrettiğini, ancak daha sonra …’in taşınmazı iade etmediğini belirtmiştir.
II. CEVAP
Davalılar, dava konusu taşınmazın 1/4 payının dava dışı … tarafından mirasbırakanları …’ya devredildiğini, anılan bu pay yönünden davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacı ile mirasbırakanları … arasında inanç sözleşmesi bulunmadığını, satışın gerçek olduğunu, dava konusu taşınmazın 2.760.000,00 TL bedelle satılması hususunda anlaşıldığını, davacının çevreye olan borçlarının murisleri … tarafından ödenerek taşınmaz üzerindeki hacizlerin kaldırıldığını, yapılan ödemeler satış bedelinden mahsup edilerek kalan miktarın da davacıya elden ödendiğini, davacının imzasının bulunduğu belgelerde bu hususun açıkça yer aldığını, davacının iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazın 1/4 payı yönünden davacının malik olmadığı gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan davanın reddine; 3/4 payı yönünden ise davacının inançlı işlem iddiasını ispata yönelik yazılı delil ya da delil başlangıcı niteliğinde belge sunamadığı, hatırlatılmasına rağmen yemin de teklif etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri Özetle
Davacı vekili, sunulan belgeler ile iddianın ispatlandığını, davalıların murisi …’nın ölümü nedeniyle yemin teklif edilmediğini, Mahkemece gerekli inceleme yapılmadan davanın reddine karar verildiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 19.01.2021 tarihli ve 2020/1104 E., 2021/93 K. sayılı kararıyla; taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve tahliye taahhütnamesinde taşınmazın davacıya iade edileceği hususunda herhangi bir ibare olmadığı, davacının inançlı işlem iddiasını usulünce kanıtlayamadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili, dosyaya sunulan evrakların davalıların murisi …’nın dava konusu taşınmazı hukuki bir temel olmadan eline geçirdiğini ve davacının hiçbir borcu olmadığını açıkça gösterdiğini, inançlı işlem iddiasının ispatlandığını, davalıların murisi …’nın ölümü sebebiyle mirasçılarına yemin teklifinde bulunulmadığını, eksik inceleme sonucunda deliller irdelenmeden karar verildiğini belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (IV./3.) no.lu paragrafında yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesine ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle, davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalılar vekili için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 25/01/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.