Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/2279 E. 2022/1114 K. 14.02.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2279
KARAR NO : 2022/1114
KARAR TARİHİ : 14.02.2022

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAZMİNAT

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istekli dava sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen 06/04/2021 tarihli 2020/1428 E. 2021/613 K. sayılı karar yasal süre içerisinde dahili davacı … vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 14/02/2022 Pazartesi günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden dahili davacı … ve vekili Avukat … ile temyiz edilen davalı … vekili Avukat ….. geldiler. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı …, mirasbırakan …’in tek mirasçısı olduğunu, mirasbırakanın dava konusu 1080 ada 4 parsel sayılı taşınmazın maliki iken, aşırı yaşlılığı ve akıl zayıflığından yararlanılması suretiyle taşınmazın satış yoluyla davalı … üzerine geçirildiğini, kısa bir süre sonra adı geçen davalının da taşınmazı hileyle diğer davalı …’e satış yoluyla devrettiğini, işlem tarihinde ehliyetsiz olan mirasbırakanın yalnızlığından faydalanıldığını, satış işlemlerinin mutlak butlanla batıl olduğunu ileri sürerek, dava konusu 1080 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde zararın tazminini, olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesini istemiş; davacının yargılama sırasında ölümü üzerine tek mirasçısı … davaya dahil olmuştur.
II. CEVAP
1.1. Davalı …, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının taraf sıfatı bulunmadığını, dava konusu taşınmazı bedeli mukabilinde satın aldığını, bilahare diğer davalıya sattığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
1.2. Davalı …, davanın zamanaşımına uğradığını, oturduğu muhitte yer alması nedeniyle dava konusu taşınmazı yatırım amaçlı olarak alıp kiraya verdiğini, diğer davalı ile başkaca bir tanışıklığı olmadığını, taşınmazı gazete ilanında görerek satın aldığını, tapu kaydına güvenen iyiniyetli 3. kişi olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetsiz olduğu iddiasının ve ikinci el davalının iktisabının da iyiniyetli olmadığı yönündeki iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde dahili davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davanın, mirasbırakanın ehliyetsiz olduğu iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olup, tanık beyanlarına göre de ehliyetsizlik konusunda inceleme yapılabileceğini, tanıkların da bu hususta açıklamalarda bulunduklarını, mirasbırakanın alzheimer hastası olduğunu, buna ilişkin ilaçlar kullandığını, reçeteler getirtildiği halde ehliyetsizlikle ilgili rapor verilemediğini, emekli hemşire olan mirasbırakanın taşınmazı satmaya ihtiyacı olmadığını, mirasbırakanın ehliyetsizliğinden faydalanıldığını, mirasbırakanın banka hesaplarında yüksek miktarda bir meblağ bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, satış işlemi sırasında sağlık raporu istenilmediğini, mirasbırakanın huzurevine yerleştirildiğini, ikinci el davalı …’nin de iyiniyetli olmadığını, iki davalı yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, tek ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 06/04/2021 tarihli ve 2020/1428 E., 2021/613 K. sayılı kararıyla; davanın, ehliyetsizlik ve muvazaa hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat davası olup, ilk el davalı …’nin iktisabı yönünden ehliyetsizlik iddiasına dayanılmış ise de mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğunun anlaşıldığı, ikinci el davalı … yönünden ise davalı … ile işbirliği yaparak mirasbırakanı zarara uğratmak kastıyla taşınmazı muvazaalı şekilde edindiğine ilişkin iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, her iki davalı yönünden ret gerekçelerinin farklı olması nedeniyle farklı vekillerle temsil olunan her bir davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dahili davacı vekilinin istinaf başurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde dahili davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf itirazlarını tekrar ettiğini, davanın ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali ve tescil davası olduğunu, mirasbırakanın alzheimer hastası olup, ilaç reçetelerinin getirtildiğini, bu reçetelerin birinin dahi Adli Tıp Kurumunun rapor vermesine yeterli olduğunu, ancak mirasbırakanın ehliyetsizliği ile ilgili bir kanaat belirtilemediğini, buna rağmen gerekçede mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğunun yazıldığını, raporda mirasbırakanın ehliyetli olduğu yönünde bir tespit bulunmadığını, mirasbırakanın akli melekelerinin yerinde olmadığını tanıkların da ifade ettiklerini, emekli hemşire olan mirasbırakanın satış ihtiyacı bulunmadığını, satış tarihinde mirasbırakanın banka hesabında para olup olmadığının araştırılmadığını, ATK raporundan sonra tam teşekküllü bir hastaneden rapor alınması yönündeki taleplerinin reddedildiğini, davalılar yararına ayrı ayrı vekalet ücreti taktir edilmesinin doğru olmadığını, davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilebileceğini, AAÜT’nin 13/4. maddesine göre vekalet ücretinin 3.400 TL’yi geçemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ilk el davalı yönünden ehliyetsizlik, ikinci el davalı yönünden muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi, şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa’nın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK’nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesinden rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
3.2.2. Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nın 1023. maddesinde aynen “Tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve Yasa Koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarihli l990/4 Esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ve özellikle dava, mirasbırakanın ehliyetsiz olduğu, ikinci el davalı yönünden ise muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteğine ilişkin olup, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 24/06/2019 tarihli raporuna göre, mirasbırakan …’in 21/07/1999 işlem tarihinde hukuki ehliyeti haiz olup olmadığı hususunda tıbbi bir kanaat belirtilemeyeceği bildirilmiş olmakla ehliyetsizlik iddiasının ispatlanamadığı, ilk el davalı yönünden ehliyetsizlik, ikinci el davalı yönünden muvazaa iddiasına dayanılmış olması ve her bir davalı yönünden ret sebeplerinin farklı olması karşısında davalılar yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olduğuna göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, dahili davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalı … vekili için 3.815,00-TL duruşma vekâlet ücretinin hükmü temyiz eden dahili davacıdan alınmasına, aşağıda yazılı 21,40-TL bakiye onama harcının hükmü temyiz eden dahili davacıdan alınmasına, 14/02/2022 tarihinde kesin olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.

-MUHALEFET ŞERHİ-

Dava ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı tapu iptali tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dahili davacının istinaf istemi esastan reddedilmiş, Dairenin sayın çoğunluğu tarafından hüküm bu şekliyle onanmıştır.
Davanın esası yönünden hükmün onanması konusunda sayın çoğunluk ile aramızda görüş aykırılığı yoktur.
Ancak, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesinde; “Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.” düzenlemesi yer almaktadır.
Somut olayda davacı, ilk el olan davalı …’ye yapılan devirde ehliyetsizlik, ikinci el olan kayıt maliki davalı …’ye yapılan devirde ise bu durumun bilindiği gerekçesiyle muvazaa iddiasını ileri sürmüş, mahkemece temlik edenin işlem tarihinde ehliyetli olduğunun belirlendiği, kayıt malikinin ise iyi niyetli olmadığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk ele yapılan temlikin geçerli olması halinde sonraki temliklerde devralan kişinin iyi niyetli olup olmadığının araştırılmasına lüzum, buna sonuç bağlanmasına da imkan yoktur. Bu dava, ehliyetsizlik iddiası ispat edilemediği için esastan reddedilmiştir. Davacı tarafından husumet yöneltilen kişilerde hata yapılmamış, birisi hakkındaki dava usulden reddedilmemiştir. Tarifenin 3/2. madde hükmü gereğince davalılar lehine tek vekalet ücreti verilmesi gerekmektedir.
Hükmün bu yönüyle düzeltilerek onanması gerekirken, iki ayrı vekalet ücreti verilmesi yönündeki kısmın da doğru bulunarak bu şekliyle onanması kararına katılmıyorum.