Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/8003 E. 2022/2565 K. 29.03.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8003
KARAR NO : 2022/2565
KARAR TARİHİ : 29.03.2022

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davalılar … ve … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; başvurunun esastan reddine dair verilen karar, yasal süre içerisinde davalılar … ve … vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 29/03/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen mirasçı … ve diğerleri gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, dava konusu 112 ada 5, 59, 60, 61, 62, 64 parsel, 102 ada 4 ve 5 parsel, 124 ada 37 parsel sayılı taşınmazların kök mirasbırakanları …’ya ait olduğunu, taşınmazların mirasbırakan veya payları oranında mirasçıları adına kayıtlı olması gerekirken, kadastro çalışmaları sırasında bir kısmının müstakilen, bir kısmının da paydaş olarak davalılar adına tespit ve tescil edildiğini, kendilerinin de pay sahibi olmaları gerektiğini, davaya konu taşınmazlar üzerinde davalıların tek başına hakları bulunmadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile kendilerinin de içinde bulunduğu, davacı ve davalı tüm taraflar adına payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
1.Davalılar … ve …, Kadastro Mahkemesinin görevli olduğunu, Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazların 1960 yılından itibaren zilyetleri ve tasarruf edenleri olduklarını, aksi düşünülse dahi tapusuz bir taşınmazın mülkiyetini kazanmak için gerekli zamanaşımı süresinin lehlerine dolduğunu, hakdüşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, dava konusu yerlerin mirasçılar adına tescili talep edildiğinden diğer tüm mirasçıların davaya dahil edilmeden davaya devam edilemeyeceğini, dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, dava konusu taşınmazların mirasbırakandan devralınmadığını, aksi düşünülse dahi tapusuz taşınmazların muvazaa nedeniyle tapu iptalinin istenemeyeceğini, mirasbırakan …’in sağlığında malvarlığının tamamını veya bir kısmını mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırdığını, davacıların yasal anlamda hak sahibi olmadıklarını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
2.Diğer davalı, savunma getirmemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 08/12/2017 tarihli ve 2015/264 E., 2017/435 K. sayılı kararıyla; davalıların zilyetliği asli zilyet olan mirasbırakanları … eliyle kullandıkları, her ne kadar zilyetliğini fiilen kullanmamış olsa da mirasbırakanın asli zilyet olduğu, kadastro çalışmalarında taşınmazların tüm mirasçılar adına tespitinin yapılması gerekirken sadece davalılar adına tespitlerin yapıldığı, taraflar arasında bir rızai taksim yapıldığına dair inandırıcı delil bulunmamakla birlikte taraflar arasında bir rızai taksim de yapılmadığı, taşınmazların erkek çocuklar adına tespit ve tescil edildiği, davacıların davasında haklı oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar … ve … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davalılar … ve … vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin görevsiz olduğunu, hakdüşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacıların davasını ispat edemediğini, Mahkemece davacı tarafın iddia ve talepleri dışında farklı hukuki gerekçelerle hukuka aykırı karar verildiğini, tanık beyanları ve toplanan deliller ile davalı tarafın savunmasının açıkça ortaya çıktığını, gerekçeli kararın çelişkili olduğunu, delillerin dikkate alınmadığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 31/03/2021 tarihli ve 2018/2618 E. 2021/278 K. sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazların mirasbırakan …’den kaldığı hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, davalı tarafın taksimin varlığını ispat edemediği, mirasçılar arasında taksim olgusu mevcut olmadığından davalıların dava konusu taşınmazları kullanımlarının tereke adına sürdürüldüğünün kabulü gerektiği, öte yandan, davacı taraf dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tüm mirasçıları adına miras payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiş ise de, dava mirasçılar arasında görüldüğünden, her bir mirasçının diğer mirasçıya karşı tek başına dava açma hakkı bulunduğu, diğer deyişle, her mirasçı diğer mirasçıya karşı ancak kendi hakkını ileri sürebileceğinden davacı tarafın talebinin mirasbırakan …’in terekesine ait taşınmazlardaki kendi miras paylarına ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, davacıların muris …’in mirasçıları olmaları nedeniyle dava konusu taşınmazlarda miras payları oranında hak sahibi oldukları anlaşıldığından, açıklanan hususlar belirlenmek ve benimsenmek suretiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar … ve … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davalılar … ve … vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itiraz nedenlerini yineleyip, kararda kullanımın tereke adına olduğu ifade edilmesine rağmen, davacı tarafın hiçbir şekilde bu hususta bir iddiası olmadığını, davacı tarafın davalarını muvazaa olgusu üzerine inşa ettiğini, ancak muvazaa olgusunun tapulu taşınmazlar için söz konusu olduğu ortada olmasına rağmen Mahkemece zilyetlik haklarının görmezden gelinmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarını ispat edemediğini, hak düşürücü sürenin geçmediğinin ve Kadastro Mahkemesinin görevli olmadığının söylenmesinin de hukuka aykırı olduğunu, mirasbırakanın fiili hakimiyeti yok iken yani muris zilyet değil iken davacıların mirasçı sıfatıyla hak sahibi olduklarını belirtmenin açıkça hukuka aykırı olduğunu, mirasbırakan tarafından davalılara yapılan bir temlik bulunmadığını, kararın gerekçelendirilmediğini, kararda taksimden bahsedilmediğini, bunun aksinin ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, dava konusu taşınmazların taksim konusu olmadığını, miras konusuna tabi olmadıklarını, bu yöndeki beyanlarına dair delillerinin toplanmadığını, davalıların malik sıfatıyla dava konusu taşınmazlara zilyet olduklarını, davacıların tespit öncesi döneme ait iddiaları olduğunu, muristen intikali açıkça kabul etmediklerini, ancak kadastro tespitine bir itiraz söz konusu ise hak düşürücü sürenin geçtiğini, Mahkemenin açıkça talep ile bağlı iken, muvaaza iddiasına göre kabul kararı verilemeyeceği itirazlarının, gerek Yerel Mahkemece gerekse Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmediğini, davaya konu bu yerler için bir taksim beyanları olmadığını, bu nedenle ispat ile mükellef olmadıklarını, delillerinin toplanmadığını, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, ispat yükünün hukuka aykırı olarak ters çevrildiğini, delillerinin niçin reddedildiğinin, değerlendirilmediğinin gerekçelendirilmediğini, davacı tarafın iddialarının kadastro tespiti öncesine ait olduğunu, murisin yıllar önce vefat ettiğini, gerekçeli karara mesnet ve delil olarak gösterilen hususların dava dosyasında mevcut olmadığını, Mahkemenin davacı tarafın iddia ve talepleri dışında farklı hukuki gerekçelerle hukuka aykırı iş bu kararı ihdas ettiğini, gerek zamanaşımı gerekse hak düşürücü süre itirazlarının tekraren mevcut olduğunu bildirerek ve önceki beyanları tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15 inci maddesinde; ”Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
Taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının, bu Kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir.
İştirak halinde mülkiyet hükümlerinin söz konusu olduğu hallerde, iştirakçilerinden biri veya birkaçının belirli bir taşınmaz maldaki hissesinin diğer iştirakçilere devir ve temliki; tapulu taşınmaz mallarda yazılı, tapusuzlarda ise her türlü delille ispat edilebilir.
(Değişik son fıkra: 22/2/2005 – 5304/5 md.) Kadastrodan önce hissedarlar veya mirasçılar arasında ayırma veya birleştirme suretiyle taksime konu edilmiş ve sınırları doğal veya yapay işaret ya da tesislerle belirlenmiş taşınmaz malların, imar plânı bulunmayan yerlerde zeminde fiilen oluşmuş sınırlarına göre tespiti yapılır” denilmektedir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kararın (III.) no.lu bendinde yer verilen İlk Derece Mahkemesi kararının; kararın (IV/3.) no.lu bendinde yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının dayandığı yasal ve hukuksal gerekçelere göre yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davalıların yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davacılar vekili için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz eden davalılardan alınmasına, aşağıda yazılı 1.215,74 TL bakiye onama harcının davalı …’den, 1.169,03 TL bakiye onama harcının davalı …’den alınmasına 29/03/2022 tarihinde kesin olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

– MUHALEFET ŞERHİ –

Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış tapu iptali ve tescil davasıdır.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, temyiz incelemesine konu kararın değer itibariyle verildiği anda kesin olup olmadığı, bir başka ifadeyle temyiz incelemesinin mümkün olup olmadığı, diğer yandan Mahkemece re’sen değer belirlemesinin yapılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Temyize ilişkin hükümler 6100 sayılı HMK da düzenlendiğine göre aynı Yasanın 448. maddesi “Zaman bakımından uygulanma” başlığıyla “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” demektedir.
Diğer yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Ek madde 6 ise “…kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar …..miktar veya değerine bakılmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” şeklindedir. Söz konusu bu düzenleme 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı Yasa’nın 53. maddesi ile getirilmiştir. Yürürlük tarihi ise 28.07.2020 tarihidir.
6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi ise “Bölge adliye mahkemelerinin …göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur…” şeklinde düzenlenmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2.maddesi ise “miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” demek suretiyle gayrimenkullere ilişkin uyuşmazlıklarda değere bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir.
HMK’nın temyiz edilemeyen kararlar başlıklı 362. maddesinin 1-a bendi ise “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.” demek suretiyle temyiz sınırını belirlemiştir. Bu miktarın her yıl yeniden değerleme suretiyle arttırıldığı izahtan varestedir.
Bölge Adliye Mahkemeleri bilindiği üzere 20.07.2016 tarihinde faaliyete başlamıştır.
Bu yasal düzenlemeler karşısında çözümlenmesi gereken husus; Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarih ile Kadastro Yasası’nın ek 6. maddesinin yürürlüğe girdiği 28.07.2020 tarih arasında hüküm altına alınan uyuşmazlıklar açısından ek 6. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı, bir başka ifade ile verildiği anda kesin olan bu kararlara karşı temyiz yolunun mümkün olup olmadığı hususudur.
Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra 1086 sayılı HUMK’un 427/2. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yine 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin açık hükmüdür. 6100 sayılı Yasa’da temyiz sınırı için gayrimenkuller açısından bir ayrım yapılmamıştır.
3402 sayılı Yasa’nın ek 6. maddesinin geriye yürüyeceğine dair herhangi bir düzenleme de yapılmamıştır. Genel kural, özel hukuk yargılamasına ilişkin kanun hükümlerinin yürürlük tarihinden sonra sonuç doğurmasıdır.
Verildiği anda değer itibariyle istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinde ise şüphe bulunmamaktadır. Bir kararın kesinleşmesi ya verildiği anda miktar itibariyle kanun yoluna kapalı olması, veya kanunda açıkça kesin olduğunun belirtilmesi nedeniyle ya da kanun yolları tüketilmek suretiyle olur. Verildiği anda kesin olan hüküm bakımından artık yargılama bitmiştir. Yargılama süreci biten bir uyuşmazlık için temyiz incelemesi mümkün değildir. Kesinlik, yargılamanın devamına engel bir durumdur. Hüküm, verildiği anda kesin olduğu için artık tamamlanmış bir usulü işlem söz konusudur. Bu nedenle HMK 448. maddesi gereğince Kadastro Kanunu’nun ek 6. maddesinin tamamlanmış işlemlere uygulanması mümkün değildir. Ayrıca kesin olan bu kararın lehine olan taraf bakımından usulü kazanılmış hak doğuracağı da unutulmamalıdır. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeninden olup usul hukukunun en önemli, en temel ilkelerinden biridir.
Prof. Dr. Baki Kuru “Miktar veya değeri temyiz (kesinlik) sınırını geçmeyen menkul (taşınır) mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” (HUMK hükümlerine göre) derken Hukuk Muhakemeleri Usulü 2001 Altıncı baskı 4981.sayfasında “ Kanundan ötürü verildiği anda kesin olan bir karar temyiz edilirse, temyiz talebi (esasına girilmeden) mesmu olmadığından dolayı reddedilir. Fakat, Yargıtay, böyle bir (kesin) kararı yanlışlıkla bozarsa, bu bozma kararı ve mahkemenin bundan sonra yaptığı işlemler geçersizdir (yok sayılır)” demektedir. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun değere bakılmaksızın kanun yolu denetimi yapılması gerektiği yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile düzenlenen “Hak arama hürriyeti”nin somut olayla ilgisi bulunmamaktadır. Sayın çoğunluk, dava değerinin düşük olması nedeniyle kanun yolunu kapatan HMK hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyorsa öncelikle Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapması gerekir. Aksi halde halen yürürlükte bulunan veya uygulama tarihinde yürürlükte bulunan yasanın şu veya bu gerekçelerle uygulanmaması keyfilik sonucunu doğuracaktır.
Somut uyuşmazlığa gelince, taşınmazın değerinin 8.000 TL olarak gösterildiği, keşfen belirlenen değerin temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı, davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, dosya kapsamıyla sabittir.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür. Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin 2018/36896 Başvuru nolu kararı da bu yöndedir.
Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi ise “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılıyorsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinde (HMK 150) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklinde, 32. maddesi ise; “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. (Örn: 1.H.D. 2020/3743 E., 2021/4867 K.)
Harçlar Kanunu’nun uygulanması (kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle) hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Hal böyle olunca, taşınmaz başında yapılan keşifle Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlendiği buna göre temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerekirken eksik ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz dilekçesinin değerden reddine karar verilmesi gerekirken değere bakılmaksızın temyiz incelemesi yapılarak kararın onanması yönünde oluşan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.