YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3838
KARAR NO : 2022/7200
KARAR TARİHİ : 02.11.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, Almanya’da yaşaması ve gerektiğinde kullanılması düşüncesiyle maliki olduğu dava konusu 36 parsel sayılı taşınmazın satış yetkisini içeren vekaletname ile ölü annesi …’ı vekil tayin ettiğini, izin ve onayı olmaksızın vekil annesinin dava konusu taşınmazı eşi ölü …’a satış suretiyle temlik ettiğini, anne ve babasının ölümünden sonra mirası taksim ettikleri sırada bu temlikten haberdar olduğunu, satış bedelinin düşük olduğunu, kendisine ödeme yapılmadığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar, mirasbırakan babaları ….’ın dava konusu taşınmazı satın almasına rağmen davalının kadastro tespitini kendi adına yaptırdığını, mirasbırakanın durumu öğrenmesi ile taşınmazın iadesini istediğini, davacının Türkiye’ye senede bir defa gelmesi nedeniyle satış işleminin vekaleten yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, temlik tarihinin üzerinden 30 yıl geçtiği ve davacının 30 yıl boyunca devirden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, tanık beyanlarında da çekişmeli taşınmazı mirasbırakan…. ve eşi ….’nın kullandığının anlaşıldığı, temlikin vekaletnamenin kötüye kullanılması suretiyle yapıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairece “…vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davalarda hak düşürücü süre söz konusu değildir.
Somut olaya gelince, Mahkemece her ne kadar davacının 30 yıl boyunca tasarrufta bulunmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, vekaletnamenin kötüye kullanıldığının ispat olunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca, taraf tanıklarının yeniden dinlenerek toplanan ve toplanacak delillerin yukarıdaki ilkeler gereğince değerlendirilmesi, vekalet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitinden sonra karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
3. İlk Derece Mahkemesince Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağına göre davacı tarafından dava dışı Mustafa Erbaş’tan satın alındığı, davalı yanca bu durumun aksinin kanıtlanamadığı, davacının iddiaları ve dinlenen tanıkların beyanlarından davacının babası …’ın dava konusu taşınmazın kendisine devrini talep ettiği ve davacının da annesi …’yı bu nedenle vekil tayin ettiğinin anlaşıldığı, davacının aslında temlik yapmayı istememesinin ve fakat babası talep ettiği için bu isteği yerine getirmesinin vekalet görevinin kötüye kullanıldığı anlamına gelmeyeceği, iddianın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının taşınmaz satın almasından babasının rahatsızlık duyduğunu ve bütün malları idare etmek istediğini, tanık ifadelerinin de bu şekilde olduğunu, davacının sadece dava konusu taşınmazın idaresi ve babasının tatmin olması için annesini vekil tayin ettiğini, ancak dava konusu taşınmazın babasına devredilmesini istemediğini, taşınmazın davacının rızası dışında devredildiğini, davacının Almanya’da yaşadığını, taşınmazı satın alabilecek ekonomik olanaklara sahip olduğunu, Almanya’da yaşadığından taşınmazla anne ve babasının ilgilendiğini, bu nedenle taşınmazın babasına devredildiğini bilmesine olanak bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
6.3. Değerlendirme
Hükmüne uyulan (V/2) no.lu paragrafta belirtilen bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak (V/3) no.lu paragrafta yer verilen şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 02/11/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
.