YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/883
KARAR NO : 2022/4361
KARAR TARİHİ : 01.06.2022
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil-tazminat istekli dava sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen 25/11/2021 tarihli 2021/859 Esas – 2021/1816 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davacılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 01/06/2022 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … Kürşat Kekilli ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … v.d. gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, mirasbırakan babaları …’in paydaşı olduğu 1182 ada 42 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payının mirasçılara intikali için davalı …’in kendilerinden vekaletname aldığını, ancak intikalleri gerçekleştirdikten sonra aynı tarihte miras paylarını davalılar …, … ile…’e satış suretiyle devrettiğini, bu devir nedeniyle miras payları karşılığı herhangi bir ödeme de yapılmadığını, davalı …’in vekalet görevini kötüye kullandığını, diğer davalıların da vekille el ve işbirliği içerisinde bu işlemlere katıldıklarını ileri sürerek dava konusu taşımazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalılardan … ve …, taşınmazı bedeli karşılığı satın aldıklarını, davacıların payına isabet eden 60.000.TL’yi ödediklerini, davacıların rızaları ile paylarını devrettiklerini belirterek davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEME KARARI
İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03/04/2018 tarihli ve 2017/229 E., 2018/116 K. sayılı kararıyla; dava konusu edilen vekaletname incelendiğinde, davacıların satış yetkisi de verdikleri, tapuda yapılan işlemin yolsuz tescil olmadığı, satış işlemi 11.01.2008 tarihinde yapıldığı halde davanın 20.04.2015 tarihinde aradan 7 yıl geçtikten sonra açıldığı, davacıların iddialarının ciddi ve samimi olmadığı, tapu iptali ve tescil şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin, satış işleminin 11.01.2008 tarihinde yapılıp vekaleten satış sebebi ile vekilden satış bedelini isteme süresi olan 5 yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacılar vekili, muris …’in dava konusu taşınmazın tamamını satın almasına karşın 1/2’sini oğlu … adına tescil ettirdiğini, murisin ölümünden sonra davalı …’in intikal işlemleri için davacılardan, onları kandırmak suretiyle geniş yetkili vekaletname aldığını, davalı …’in bu vekaletname ile babaannesi …’den aldığı vekaletnameyi kullanarak önce intikalleri yaptırdığını, daha sonra taşınmazları davalılar …, … ve…’e satış göstererek bedelsiz sattığını, ödeme yapıldığını, işlemlerin aynı gün yapıldığını, davalıların kendi aralarında taşınmazları paylaştığında, davalı …’in kendi adına olan 1/2 payının da paylaşıldığını, davacılara herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı …’in dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, sadakat ve özen borcuna uygun davranılmadığını, ödeme iddiasının kanıtlanmadığını, vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasıyla açılan davalarda zamanaşımının söz konusu olmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 13/11/2018 tarihli ve 2018/1438 E.- 2018/1957 K. sayılı kararıyla; somut olayda davacı tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı olarak pay oranında açılan davanın dinlenme olanağının bulunmadığı, mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu gerekçesi ile, davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına ve davanın usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 23/02/2021 tarihli ve 2019/444 E., 2021/966 K. sayılı kararıyla; “… Hemen belirtmek gerekir ki; çekişme konusu 42 parsel sayılı taşınmazın vekil … aracılığıyla davacılar adına intikal işlemi gerçekleştirildikten (yani davacıların her birinin payları belli olacak şekilde tapu kaydı oluştuktan) sonra diğer davalılar …, … ve …’e (davacıların paylarının) satış yolu ile devredildiği ve bu durumda davacıların kendi haklarına istinaden dava açtıkları hususları sabittir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince, mirasçıların terekede elbirliği halinde malik oldukları ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların tereke adına açılması gerektiği, mirasçılardan bir bölümünün payları oranında açtıkları davanın dinlenilmesine olanak bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Öte yandan, 04/05/1978 tarih, 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da düzenlendiği üzere ölü kişi aleyhine dava açılması mümkün olmadığı gibi ıslah yoluyla dahi olsa mirasçıları davaya dahil edilmek suretiyle davanın yürütülmesine olanak yoktur. Somut olayda davalı olarak gösterilen …’in 05.05.2009 ve …’in ise 04.12.2014 tarihinde öldükleri, davanın ise 20.04.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesini uygulama olanağı da yoktur. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dava usulden reddedilmiş olmakla, davalılar … ve … yönünden işin esasına ilişkin araştırma ve incelemenin yapılmamış olduğu da açıktır. Hal böyle olunca, davalılardan … ve… mirasçıları hakkındaki davanın taraf sıfatı yokluğundan reddedilmesi, diğer davalılar … ve … hakkında ise yukarıda belirtilen açıklamalar ve ilkeler gözönüne alınarak araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
3. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 25/11/2021 tarihli ve 2021/859 E.- 2021/1816 K. sayılı kararıyla; davalılar … ve… mirasçıları hakkındaki davanın taraf sıfatı yokluğundan usulden reddine, davalılar … ve … haklarındaki davanın esastan reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Bölge Adliye Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacılar vekili, müvekkillerinin erkek kardeşleri …’in oğlu ve müvekkillerin de öz yeğeni olan …’e, …’in tapuda işlemlerde yorulmamaları yönündeki telkinleri üzerine taşınmazdaki intikal işlemleri için Kadıköy 23. Noterliği’nin 21.12.2007 tarih 23034 yevmiye numaralı vekaletnamesini verdiklerini, müvekkillerin tek iradesinin taşınmaz üzerinde intikal işlemlerinin yapılması olup satış yönünde bir iradelerinin mevcut olmadığını, mirasçı … ve…’in öldüklerinin dava açıldıktan sonra sistemden öğrenildiğini ve mirasçılarının davaya dahil edildiğini, bu hususta da hukuken ve usul açısından bir sorun olmadığını, istinaf kararında hatalı olarak iki davalı adına taraf sıfatı yokluğundan red kararı verildiğini, davalı …’in TMK madde 2’ye göre hakkını kötüye kullandığını, dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
6.2.2. 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”,
6.2.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”,
hükümlerine yer verilmiştir.
6.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine toplanan delillere ve hükmün dayandırıldığı (V/6.2) paragraftaki yasal ve hukuksal nedenlere göre (V/2.) paragrafta yer verilen ve hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak yazılı şekilde karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince temyiz edilen davalılar vekili için 3.815,00-TL duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 01/06/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.