YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/370
KARAR NO : 2020/1486
KARAR TARİHİ : 02.03.2020
Adalet Bakanlığının, 24/01/2020 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkındaki kamu davasının düşürülmesine dair … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/02/2018 tarihli ve 2017/240 esas, 2018/113 sayılı kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 04/02/2020 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) Konuyla İlgili Bilgiler:
1- Sanık hakkında 02/10/2012 tarihinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, … 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 18/03/2013 tarihli ve 2013/27 esas, 2013/263 sayılı kararıyla TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği,
2- Ancak, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin ihlal edildiğinin bildirilmesi üzerine yargılamaya devam edilerek, … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/397 esas, 2014/319 sayılı kararıyla sanığın TCK’nın 191/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği
3- Daha sonra sanığın denetim süresi içinde işlediği iddia edilen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçundan dolayı mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesini müteakip, hükmün açıklanması için ihbarda bulunulması üzerine, … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/02/2018 tarihli ve 2017/240 esas, 2018/113 sayılı kararıyla “kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden bahisle kamu davasının düşürülmesine” ve “karar kesinleştiğinde … Cumhuriyet Başsavcılığı’na denetimli serbestlik kararının aynen infazı konusunda işlem yapılması için bildirimde bulunulmasına” karar verildiği, kararın yasa yolu incelemesinden geçmeksizin kesinleştiği,
Anlaşılmıştır.
B) Kanun Yararına Bozma Talebi:
Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “1-7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun’un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında; somut olayda sanığın yokluğunda verilen … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, doğrudan mernis adresine 27/01/2015 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmakta ise de, yapılan tebliğ işleminin usulsüz olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi başlamadığından denetim süresinde yeniden işlenmiş bir suçtan da söz edilemeyeceği ve bu nedenle dosyanın tekrardan değerlendirilmek suretiyle işin esası hakkında bir karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde;
2- Kabule göre de;
… 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/02/2018 tarihli ve 2017/240 esas, 2018/113 sayılı kararı ile uyuşturucu kullandığından dolayı hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanan sanığa denetim süresinde ihlale ilişkin yalnızca bir tebligat yapıldığı ve ısrar şartının bu nedenle gerçekleşmediğinden bahisle kamu davasının düşürülmesine yönelik hüküm kurulmuş ise de;
a) Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 08/07/2019 tarihli ve 2018/5960 esas, 2019/4147 karar sayılı ilamında “Tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infaz işlemleri, infazın yapıldığı tarihteki kurallara göre yapılacağından, tedbirin infazı sırasında yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/5. maddesinde “Tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilir. Aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilir.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Görüldüğü üzere, yasa maddesinde davaya devam olunabilmesi için aranan şart “Tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmama” şartı olup, hükümden sonra 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten farklı olarak “yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etme” şartı aranmamaktadır. Bir yargılama şartı olarak “ısrar” koşulu 6545 sayılı Kanun ile getirilmiştir. Bu nedenle, infaza ilişkin usulî değişiklikler geriye yürümeyeceğinden 6545 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 28/06/2014 tarihinden önceki dönemde uygulanan ve uygulaması bu tarihten önce sona ermiş olan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin olarak “ısrar şartı” aranmayacaktır.” şeklinde belertildiği üzere, 28/06/2014 tarihinden önce işlenen suçlarda ısrar şartının aranmayacağı, çağrı yazısının tebliğine rağmen gelmeyen sanık hakkında yargılama yapılarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla 02/10/2012 tarihinde işlenen suçtan dolayı 07/10/2013 tarihinde tebliğ edilen çağrı yazısına rağmen müracaat etmeyen sanık hakkında yapılan yargılamada işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde;
b) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/1. maddesinde yer alan, “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” ve aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan, “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” şeklinde hüküm çeşitlerinin tahdidi olarak sayıldığı, somut olayda mahkemesince açılan kamu davası hakkında durma kararı verilerek, şüpheli hakkında geçerli tebligat işlemleri yapıldıktan sonra müracaat etmesi halinde denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi, denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilerek, … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/02/2018 tarihli ve 2017/240 esas, 2018/113 sayılı kararının bozulması istenmiştir.
C) Konunun Değerlendirilmesi:
1- Sanık hakkında verilmiş olan 27/11/2014 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sanığın MERNİS adresinde eşi Sevgi Ager’e usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, tebliğ işleminin yasaya uygun olduğu ve kararın kesinleşmiş olduğu anlaşılmış olup, bu nedenle (1) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir.
2- Sanık hakkında verilmiş olan 18/03/2013 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazı için gönderilen uyarılı ilk başvuru davetiyesinin tebliğ edilmesine rağmen sanığın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmediği, bu nedenle tedbirin gereklerine aykırı davrandığının bildirilmesi üzerine yargılamaya devam edildiği, yapılan yargılama sonucunda sanığın mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, ancak sanığın denetim süresi içinde işlediği iddia edilen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçundan dolayı mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesini müteakip, hükmün açıklanması için ihbarda bulunulması üzerine Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda “tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazı için sanığa sadece bir kez uyarılı ilk başvuru davetiyesi tebliğ edildiği, sanığın kuruma başvurmaması üzerine uyarı yapılmadan denetimli serbestlik dosyasının kaydının kapatılması nedeniyle dava şartı bulunmadığı” gerekçesiyle “kamu davasının düşmesine” karar verildiği anlaşılmışsa da,
İnceleme konusu olayda suç tarihi 02/10/2012 olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02/05/2019 tarihli ve 2018/172 esas, 2019/373 karar sayılı ilamında, 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile TCK’nın 191. maddesinde yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği 28/06/2014 tarihinden önce işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından dolayı verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazı amacıyla gönderilen uyarılı ilk başvuru davetiyesinin tebliğine rağmen başvuruda bulunmayan sanığa, Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasının gerekmediğine karar verilmiş olduğundan, Mahkemenin “sanığa ikinci kez davetiye gönderilmesi gerektiği” yönündeki gerekçesinin yasaya aykırı olduğu gibi,
Esasen sanığın tedbirin gereklerine aykırı davrandığının bildirilmesi üzerine yargılamaya devam edilerek sanığın mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması nedeniyle, 5 yıllık denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olduğu anlaşılan sanık hakkında CMK’nın 231/11. maddesinde yer alan “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.” şeklindeki düzenleme uyarınca Mahkemenin hükmü açıklaması gerekirken “davanın düşmesine” karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu, ayrıca CMK’nın 223. maddesinde sayılıp davanın esasını çözen karar türlerinden “düşme” kararı ile yargılamanın sonlandırıldığı ve “düşme” kararının sonucu olarak sanığın bütün yükümlülüklerinin ortadan kalkması gerektiği halde, “düşme” kararı verildikten sonra ayrıca “sanık hakkındaki tedbirin infazının devamına” karar verilerek hükmün karıştırıldığı anlaşıldığından, kararın infaz kabiliyetinin de bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5 yıllık denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olduğu anlaşılan sanık hakkında CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması gerekirken, “kamu davasının düşmesine” karar verilerek davanın esasını çözen bir kararla yargılama sonlandırıldıktan sonra, sanki durma kararı verilmişcesine “sanık hakkındaki tedbirin infazının devamına” karar verilerek hükümde çelişkiye neden olunması ve hükmün karıştırılması yasaya aykırı olduğundan, hükmün karıştırılması halinde Mahkemenin iradesi açık şekilde ortaya çıkmadığı için kazanılmış haktan da söz edilemeyeceğinden kanun yararına bozma talebi bu yönüyle ve değişik gerekçeyle kabul edilmiştir.
D) Karar:
Açıklanan nedenlere göre; kamu davasının düşürülmesine dair … 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/02/2018 tarihli ve 2017/240 esas, 2018/113 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığına iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 02.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.