Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2020/5428 E. 2020/3371 K. 14.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5428
KARAR NO : 2020/3371
KARAR TARİHİ : 14.09.2020

Mahkeme : İSTANBUL Anadolu (Kapatılan) 73. Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkûmiyet

Dosya İncelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1)Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2)Fiziki dosya ve UYAP üzerinden yapılan incelemede, dosya içerisinde Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/20976 soruşturma sayılı dosyası (olay tutanağı, ifade tutanakları, ekspertiz raporları gibi evrakların) ve İstanbul Anadolu (Kapatılan) 35. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 07/05/2013 tarih, 2013/675 esas ve 2013/309 karar sayılı dava dosyasının aslı ya da denetime imkan verecek şekilde onaylı fotokopilerinin dosyada bulundurulması ve sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması,
3)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/1 ve 230/1-c maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması, gerekçede iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin açık olarak belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden, Anayasa ve 5271 sayılı Kanun’un amir hükümlerine aykırı şekilde gerekçe açıkça belirtilmeden hüküm kurulması,
4)Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı uygulanıp karşılaştırma yapılması, sonucuna göre lehe kanunun tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması,
5)Sanık hakkında, bu eylemi nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanma koşulları bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın bu suçu başka bir davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra, işlemiş ise 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi; aksi halde 6545 sayılı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, hüküm kurulması gerektiği gözetilmeyerek, “sanık hakkında, ülke çapındaki tüm tedavi ve denetimli serbestlik dosyaları Denetimli Serbestlik Müdürlüğü aracılığı ile tespit edilmeden”, “UYAP, adli sicil kaydı ve İstanbul Anadolu Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nün yetki alanı ile sınırlı incelemesi” ile yetinilerek, yazılı şekilde eksik araştırma ile karar verilmesi,
6)Kabule göre de; dosya kapsamından, hakkında “tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” karar verilen sanığın, tedavi tedbirinin infazı kapsamında sevk edildiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin 21/01/2014 tarihli raporunda, “süresinde hastaneye başvurduğu ve 6 haftalık poliklinik kontrollerine düzenli olarak katıldığı, ancak yapılan tetkik ve klinik değerlendirmeye göre tedavi programının gereklerini yerine getirmediğinden, tedavisinin 25/12/2013 tarihinde olumsuz olarak sonlandırıldığının” belirtildiği, ancak “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımından” bahsedilmediği, sanığa ait uyuşturucu madde analiz raporlarının da dosyada bulunmadığı, söz konusu rapor üzerine düzenlenen 21/02/2014 tarihli uyarı yazısının sanığa 12/03/2014 tarihinde elden tebliğ edildiği, uyarının ardından sanığın, 08/07/2014 tarihli vaka sorumlusu görüşmesine mazeret bildirmeden katılmaması, “tedbirin uyarıya rağmen ikinci kez ihlali” olarak kabul edilerek, infaz dosyasının 10/07/2014 tarihinde kapatıldığı anlaşılmakla,İlgili sağlık kurumundan ve denetimli serbestlik müdürlüğünden, “tedavi tedbirinin infazı sırasında sanığın, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımının tespit edilip edilmediği” sorulup, buna ilişkin analiz raporlarının aslı veya onaylı suretleri temin edildikten sonra,
a)Tedavi tedbirinin “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı” nedeniyle infaz edilemediğinin belirlenmesi halinde, 6545 sayılı Kanunla değişik TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca “tedavi tedbirinin infazı sırasında uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı” halinde, “ısrar” koşulunun aranmadığı da dikkate alınarak, yargılamaya devam edilip hüküm kurulması,
b)Tedavi tedbirinin “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı” dışında bir nedenle infaz edilemediğinin belirlenmesi halinde ise, 6545 sayılı Kanunla değişik TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır” hükmü uyarınca; 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik kapsamında, somut olayda “ısrar” koşulunun oluşup oluşmadığı tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA, 14/09/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.