YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5319
KARAR NO : 2010/12567
KARAR TARİHİ : 30.09.2010
Dava, prim borcunun tüm ferileriyle birlikte iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğini süresinde olduğu anlaşıldıktan ve…… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
30478 sicil sayılı dosyada işlem gören…… işi yürütülürken davalı Kuruma yeterli işçilik bildirilmemesi nedeniyle ve asgari işçilik uygulaması yapılarak saptanan fark işçilik tutarı üzerinden davacı işveren şirket hakkında tahakkuk ettirilen 1.554,10 TL. prim borcunun sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin, hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte ödenmesi uyarısı üzerine, anılan borcun iptaline yönelik olarak 18.03.2005 günü ilk davanın açıldığı, söz konusu davanın yargılama aşamasında Kurumca bu kez aynı işe ilişkin olarak sigorta müfettişi incelemesi yaptırılarak 2.367,14 TL. prim, 17.l08,35 TL. gecikme zammı olmak üzere toplam 19.475,49 TL. borç çıkartılıp davacıdan istenilmesi üzerine de 15.01.2007 günü aynı mahkemeye işbu ikinci davanın açıldığı, ilk davanın yapılan yargılaması sonunda bilirkişi incelemesi için gereken giderin kendisine tanınan kesin süreye karşın davacı tarafça ödenmemesi nedeniyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilip, söz konusu 02.07.2007 gün ve 26/221 sayılı hükmün yasal süresinde temyiz edilmesiyle denetimi gerçekleştiren Yargıtay (21.) Hukuk Dairesi’nce 13.10.2008 tarihinde onanarak kesinleştiği, işbu inceleme konusu davaya bakan mahkemece ise, ilk dava sonucunun kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79’uncu maddesinin 12’nci fıkrasında; bu Kanunun 83’üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işlerin, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığının Kurumca araştırılacağı, usul ve esasları yönetmelikle belirlenecek bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması durumunda, bildirilmemiş olan işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarının, gecikme zammı ile birlikte sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin işveren tarafından ödendiği takdirde, işyeri hakkında sigorta müfettişine inceleme yaptırılmayabileceği belirtilmiş, 13’üncü fıkrasında; sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği saptanan asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primlerinin bu Kanunun 80’inci maddesi de dikkate alınarak işverene tebliğ olunacağı, işverenin, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ gününden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebileceği, Kurumca itirazın reddi halinde, işveren tarafından kararın tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurulabileceği açıklanmıştır.
Diğer taraftan; bir mahkeme kararının şekli anlamda kesinliğinden, o karara karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağı anlaşılmakta olup, Türk hukuk mevzuatında şekli anlamda kesinlik ayrı bir Kurum olarak düzenlenmemiştir. Şekli anlamda kesin hüküm, maddi anlamda kesinliğin ön koşuludur ve maddi anlamda kesinlik ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237’nci maddesinde hüküm altına alınmış olmakla, anılan maddede, kesin hükmün, ancak konusunu oluşturan husus hakkında geçerli olduğu, kesin hükmün varlığından söz edebilmek için iki tarafın, müddeabihin (dava konusunun) ve dayanılan sebebin aynı olması gerektiği belirtilmiştir. Müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, başka bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonuçtur ve davalardaki dava konusunun aynı olup olmadığının belirlenebilmesi için ilk davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni açılan davanın istem sonucunun karşılaştırılması gerekmektedir. Dava sebebi ise, davanın dayanağı olan vakıalardır. Davanın taraflarına gelince, tarafların her iki davada da aynı sıfat ve konumda bulunmaları zorunlu değildir. Kesin hüküm, yasama ve yürütme organları ile tüm mahkemeler için bağlayıcı nitelik ve özelliğe sahip olup, buna göre, bir dava karara bağlanıp verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı taraflar arasında, aynı konu hakkında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz, açıldığı takdirde esasa girilmeksizin reddedilir. Kesin hüküm, kesin kanıt oluşturur. Ayrıca, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması olumsuz dava koşullarındandır ve anılan koşulun yokluğu, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden gözetilir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmede; söz konusu davaların konuları gözetildiğinde, mahkemece 2005/26 Esas – 2007/221 Karar sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılama sonunda verilen ve onanarak kesinleşen 02.07.2007 tarihli kararın, işbu ikinci dava yönünden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237’nci maddesi anlamında kesin hüküm oluşturmadığı belirgin bulunmakla, davanın esasına girilip tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı gerekçeyle davanın reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 30.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.