Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2009/9376 E. 2010/16802 K. 16.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9376
KARAR NO : 2010/16802
KARAR TARİHİ : 16.12.2010

…….
Dava, prim borçlarına iflasın açılmasından sonra gecikme zammı yürütülemeyeceği iddiasıyla, Kuruma borcu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Üye …’ın muhalefetine karşın; Başkan …, Üyeler; …, … ve …’ın oylarıyla ve oyçokluğuyla, 16.12.2010 gününde karar verildi.
……

Davacının, yöneticisi bulunduğu …….Kuruma olan işsizlik sigortası prim borçlarının 5458 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılandırılma ve taksitlendirilmesi için yetkililerce …….’ya yasal süresinde başvurulmuştur.

Şubat 2000-Aralık 2002 dönemi prim borç aslı ; 57.971,96 TL dir. Başvuru tarihine kadar olan süre için borç aslına gecikme zammının uygulandığı, süresinde ödenmeyen taksitler için aylık % 6 oranında faiz uygulanacağı yasa hükmünde yer almaktadır.

Davacının yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin 24/12/2002’de iflasına karar verilmiş ise de bu tarih dikkate alınmadan hesap yapılmıştır. Borç aslı ve gecikme zammı tutarlarına, iflas eden şirketler için ayrı ayrı %30 indirim uygulaması yapılarak, 36 ay taksitle ödenmek üzere yapılandırılmıştır. Görüleceği üzere, ayrıntılı olarak hazırlanan yasada, çok zor hal ve iflas halleri için lehe hüküm getiren özel uygulama dahi düşünülmüştür. Esasen bu uygulama, 6183 sayılı Yasanın 52’nci maddesi ile paralellik arzetmektedir.

Diğer yandan, Yasa koyucu prim borçlarının ödenmesine ilişkin 506 sayılı Yasanın 80.maddesinde yapılan değişiklik ile, borçların tahsiline ilişkin yöntemi belirleyen 6183 sayılı yasanın, 51, 102, 106’ncı maddelerinin ayrık tutularak, diğer maddelerin geçerliliğini koruyarak yepyeni gecikme zammı ve faiz oranları belirlenerek, fahiş olan eski gecikme zammı ve faiz oranlarının uygulanmayacağı görülmektedir. Yasanın bu hükmünde yapılan değişiklikten hemen sonra, işverenleri kabaran yüklü borçtan kurtarma yöntemi içeren 5458 sayılı Yasa ile birlikte yürürlüğe girmiştir. (01.04.2006)

5458 sayılı Yasa hükümleri, bir bütün halinde incelendiğinde, borç aslı belirlendikten sonra, tatbik edilecek gecikme zammının oranı ve süresi, yöntemince mali müşavirlere hesaplattırılıp, borç aslının miktarına göre gireceği katagori belirlenip, taksit sayısı ve ödenmediğinde uygulanacak faiz oranı ile gerekli yaptırımlar dava konusu olayda olduğu gibi iflas halleri dahi değerlendirildikten sonra başvuru gereğince çıkarılan hesap özetleri istekli işverenlere bildirilmektedir. Bu kadar ayrıntılı hazırlanmış yasa uygulamalarına artık diğer bir yasanın herhangi bir hükmünün uygulanması mümkün değildir. Bu bir kolaylık sistemidir ve isteklisine uygulanır, zorlayıcı hükmü yoktur. Ancak tercih edenleri bağlayıcıdır.

Aksi halde , 5458 sayılı Yasaya göre bir borç yapılandırması işlemi devam ederken, 6183 sayılı Yasanın 52.maddesinde aynen tatbik edilmesinin istenmesi, hem borç yapılandırma sisteminin kurallarına hem de yasaların sıralama hiyerarşisine aykırıdır. İç içe geçemez.
…….
Eğer davacı taraf, 5458 sayılı Yasadaki borç yapılandırma sistemine girmeyi tercih etmeseydi, zorunlu olarak 506 sayılı Yasanın 79, 80 ile 6183 hükümlerinin tatbiki gerekecekti. Tam bu aşamada davacının istemi gibi 52.maddede yer alan lehe unsurların tatbik edilip edilmeyeceği hususu tartışma konusu olabilirdi. Çünkü bu madde, ancak bu sistemde irdelenebilir. 5458 sayılı Yasa ile, 6183/52’nci maddesinin karma sistemde birlikte uygulanması mümkün değildir.

Bir an için 6183 sayılı Yasanın 52’nci maddesi gereğince, 506 Sayılı yasanın 79, 80’inci maddelerindeki prim borçları aslı için gecikme zammı ve oranları uygulamasına, iflas eden şirketlerde, iflasın açılmasından sonraki süreçte devam edilip edilmeyeceği tartışıldığında, buna olanak bulunmadığı görülecektir. Zaten bu iki yasa birlikte değil, ancak 5458 sayılı Yasadan başlı başına, ayrık ele alınması gerekmektedir.

Şöyle ki, 1990/5 Esas, 1991/4 Karar sayılı 22.01.1991 tarihli içtihadı birleştirme genel kurul kararı buna engel teşkil etmektedir.Benzer olayda da prim borçları Kanun ve özelliği gereği diğer amme borçlarına da benzememektedir. 52.maddenin tatbik edilebileceğini gösteren özel bir madde ve uygulama yoktur…..kendi özel yasası olan 506/80.madde de hangi hallerde prim borçlarının aslı ve gecikme zammının erteleneceği gösterilmektedir. 6183/52.madde hükmü 31.01.1984 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, içtihadı birleştirme tarihinde de yürürlüktedir. Yasanın bu açık hükmüne rağmen Büyük Genel Kurulda tartışması yapılarak borcun konusunun 506/80 de gösterilen prim borçları olduğundan bu maddenin tatbik edilemeyeceği açıkça sonuç bölümünde anlatılmaktadır. Bu karar yasa hükmünde olup, bağlayıcılığı tartışmasızdır.

Özel yasa, genel yasa sıralamasına geçildiğinde, 5458 sayılı Yasa kendine özgü, kısa süreli ve ani yürürlüğe giren yapıda bir yasa olup gerek 6183, gerek se 506/80 sayılı Yasaların önünde yer almaktadır. Bu yasanın kendi kuralları ve uygulama şekli mevcut olup faiz tatbik zamanı ve oranı belirlenmiştir. İlgilisi olduğu 506 sayılı Yasanın 80.maddesinde de eşgüdümlü olarak aynı yasa ile düzenlemeler yapılmış, gecikme zammı ve cezası oranları özellikle değiştirildiğinden 51, 102, 106.ncı maddelerinin tatbik edilemeyeceği hususu hükme bağlanmıştır. Bu üç madde bir bütün halinde değerlendirildiğinde, 506 sayılı Yasanın 80. maddesinin önceki uygulama şeklinden uzaklaşılarak faiz oranı, zamanaşımı ve borç terkini limitinin değiştirildiği görülecektir. Konu edilen 6183 sayılı Yasanın 52.maddesiyle de ilgisi bulunmayıp beraber düşünülmesini gerektiren hal de söz konusu değildir. 6183 sayılı Yasa esasen “amme alacağı” derken vergi ve benzeri diğer kamu alacaklarını da kapsamakta olduğundan bu borçların terkini veya affında oluşacak gecikme zammı veya faiz oranlarını düzenlemeye ilişkindir. Diğer bir anlatımla 506 sayılı Kanunun 80. maddesindeki prim borçlarının tahsilinde uygulanacak gecikme zammı oranları kendine özgündür. Daha genel mahiyetteki borç ödemelerini ilgilendiren 6183 sayılı Yasanın 52.maddesi tatbikinin gerek bulunmadağı ortadadır.
…/….
-4-

Yerel mahkeme kabul hükmünü kurarken borç anlaşma ile kabul edilmişse de iflasın açılmasına kadar geçen sürede 52.maddenin tatbikinin gerektiğine karar verilmiştir. Bu nedenle içtihadı birleştirme kararının sonuçları karar yerinde tartışılmamıştır. Tarafların kabulünde olan nedenler de göz önünde bulundurularak 5458 sayılı Yasanın tatbikinde ayrıca 6183 sayılı Kanun 52.maddenin de ilaveten uygulanabilirliğinin tartışılması davanın temelini oluşturmakta olup, sonuca ancak bu tartışmayla ulaşılabilecektir. İ.B.K.’yı görmezden gelmek isabetli değildir. Sonuçları itibariyle kanun hükmünde olup bağlayıcıdır.

Yüksek Daire ise, 6183 sayılı Kanun m.52 ile 51, 102, 106 ncı maddeler arasındaki ilişkiyi esas alarak 506 sayılı Yasanın 80.maddesinde getirilen değişiklikle kıyaslayıp karşıt anlamından 52.maddenin tatbikine engel bir hususun bulunmadığını gerekçe göstererek yerel mahkemenin kabul kararının tartışmaya açmadan sonuca giderek onama şeklinde hüküm kurmuştur.

Bu nedenlerle, dava konusu olaya 6183 sayılı Yasa 52’nci maddesinin tatbikinin mümkün olmadığını…… hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, uyuşmazlığın, 5458 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılmasını bu Yasanın uygulandığı hallerde 6183 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanamayacağı kanaatinde olduğumdan, anlatılan gerekçelerle yerel mahkemenin kabul kararının usul ve yasaya aykırı bulduğumdan bozulması gerektiği düşüncesindeyim.

Sonuç olarak, yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, onama şeklinde hüküm kurulması nedeniyle yüksek Daire çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

……