Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2010/11041 E. 2010/14766 K. 01.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11041
KARAR NO : 2010/14766
KARAR TARİHİ : 01.11.2010

Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, 01.10.1972 – 31.01.1990 tarihleri arasındaki sigortalılığından 01.02.1990 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanan yaşlılık aylığını kestirerek…..iştiraki olan işyerinde çalıştığı 01.01.2005 – 31.05.2009 tarihleri arasında geçen 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanmasını istemiştir.
Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunî gerektirici sebeplere ve özellikle; 5510 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanunun 38. maddesindeki; “Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı alanların istekleri halinde, aylıkları kesilerek son defa prim ödedikleri basamaktan prim ödemeye devam edebilirler. Bunların tekrar yaşlılık aylığı talep etmeleri halinde, en az üç tam yıl prim ödemiş olmaları kaydıyla haklarında bu Kanunun yaşlılık sigortası hükümleri uygulanır. Bu süreyi tamamlamadan talepte bulunanlara ödedikleri primleri bu Kanunun 55. maddesi hükümlerine göre yersiz ödeme olarak iade edilir ve yeniden bağlanacak aylığın hesabında, son defa aldığı aylık tutarı esas alınarak, aylığın iptal tarihinde yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.” düzenlemesiyle, 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alırken hangi halde yaşlılık aylığının kesileceği, yaşlılık aylığının kesilmesinden sonraki dönemin hangi halde ve nasıl değerlendirileceği gösterilmiş, sadece istek üzerine yaşlılık aylığı kesilenlere, son defa prim ödedikleri basamaklardan prim ödemeye devam etmek koşuluyla, bu primi ödenen süreler de değerlendirilerek 1479 sayılı Kanun kapsamında yeniden yaşlılık aylığı bağlanma olanağı getirilmiştir.Öte yandan, 506 sayılı Kanunun, sigortalı sayılmayanlar başlıklı 3/2-C maddesindeki, “Kanunla kurulu sosyal güvenlik kurumlarından malullük veya emekli aylığı almakta iken bu Kanuna tabi sigortalı bir işte çalışanların 78. maddeye göre tespit edilen prime esas kazançları üzerinden 63. madde hükmüne göre…esilir.
…….ödenmiş süreler, bu Kanuna göre sigortalılık süresinden sayılmaz ve 24.05.1983 tarih ve 2829 sayılı … toptan ödeme yapılmaz. Ancak iş kazası veya meslek hastalığı halinde 12. madde hükümleri uygulanır. Bunlardan kendi kanunlarına göre görev malullüğü aylığı bağlanmış olanlar Kurumdan yazılı talepte bulunurlarsa, bunlar hakkında talep tarihini takip eden aybaşından itibaren, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları da uygulanır.” düzenlemesiyle, (“emekli aylığı” sözcüklerinin “yaşlılık aylığını da” kapsadığı değerlendirilmelidir) 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almakta iken 506 sayılı Kanuna tabi çalışanlardan sadece…. kesileceği, bu sürelerin 506 sayılı Kanuna tabi sigortalı süre sayılamayacağı ve bu yönde 2829 sayılı Kanunun 8. maddesindeki, “Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir.” hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
…..kanunlarında, bir sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, yaşlılık aylığını almaktan vazgeçip diğer bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olarak çalışma ve 2829 sayılı Kanun gereğince, son çalışmaları birleştirilmek suretiyle diğer bir sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık aylığı bağlanmasına olanak tanıyan herhangi bir düzenleme bulunmamakta olup, bu çerçevede; davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylığı kesilerek, 506 sayılı Kanun kapsamında tüm sigorta kollarına tabi olarak çalışması mümkün değildir.Ancak davacı, 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alırken, 506 sayılı Kanun kapsamında sosyal güvenlik destek primine tabi çalışabilir.
Fakat, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları, “…Her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin % 50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11. maddesine göre alınmış Bakanlar Kurulu kararları 2005 yılında uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161. maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin kaldırılması amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29. maddesinin (c) bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak; aynı düzenlemeyi anılan kanunun 30. maddesi ile yeniden getirmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Diğer taraftan, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonucunda, 28.12.2005 gün 2005/146-105 sayılı kararla; anılan maddenin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, aynı yönde yapılan başka bir başvuru üzerine de anılan mahkemenin 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararı ile 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin (f) fıkrasının, 21.4.2005 günlü 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 29. maddesinin (c) fıkrasıyla yürürlükten kaldırıldığına ve 25. maddenin (f) fıkrasına yönelik Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin konusu kalmayan istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş; aynı düzenlemeyi içeren 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan dava sonucunda ise 03.04.2007 gün 2005/52 Esas 2007/35 Karar sayılı hükümle, anılan Kanun maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105. maddesinde sayılan uygulanmayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin yer almaması, Anayasanın 153. maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Bu yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. (HGK; 27.05.2009 gün, 2009/21-168 E. 2009/218 K.)
Açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde; davacının, 1479 sayılı Kanun uyarınca bağlanan yaşlılık aylığı kesilmeksizin, 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi kapsamında olan işyerinde 01.01.2005 – 31.05.2009 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında tüm sigorta tabi olarak çalışmasının; giderek, bu dönemde hem 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almasının hem de 506 sayılı Kanun kapsamında Sosyal Güvenlik Destek Primine tabi çalışmasının mümkün bulunmadığı belirgindir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesinde gözetilmesi gereken 506 sayılı Kanunun 63. maddesindeki, “Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken, sigortalı olarakçalışmaya başlayanların yaşlılık aylıkları çalışmaya başladıkları tarihte kesilir. Yukarıdaki fıkraya göre yaşlılık aylıkları kesilenlerden yeniden çalıştıkları süre zarfında 78. maddeye göre prime esas kazançları üzerinden 73. madde gereğince prim alınır. Yaşlılık aylıkları kesilenlerden işten ayrılarak yaşlılık aylığı verilmesi için yazılı talepte bulunan sigortalıya aşağıdaki fıkra hükmüne göre yeniden hesaplanarak, yaşlılık aylığı, talep tarihini takip eden aybaşından başlanarak ödenir.Bu sigortalılar için yazılı talep tarihlerine göre yeniden yaşlılık aylığı hesaplanır ve bu aylık, önceden bağlanan yaşlılık aylığından fazla ise, hesaplanan yeni aylık üzerinden ödeme yapılır. Hesaplanan yeni aylığın eski aylıktan düşük olması halinde, eski aylık esas alınır. Ancak, aylığı kesildikten sonra geçen prim ödeme günsayıları bu Kanunun 61. maddesine göre aylık bağlama oranının tespitinde değerlendirilir.”; 5434 sayılı Kanunun 100. maddesindeki, “Emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı almakta iken (Erlerle emeklilik hakkı şarta bağlı olanlar hariç) emeklilik hakkı tanınan bir vazifeye tayin edilenlerin tekrar emekliye ayrılmalarını istemeleri veya emekliye sevk edilmeleri halinde kendilerine veya ölümlerinde dul ve yetimlerine eski ve yeni hizmetlerinin toplamı üzerinden ve bu kanun hükümleri dairesinde aylık bağlanır… Ancak, bu gibilere yeniden bağlanacak aylıklar eski aylıklarından az olamaz.” düzenlemeleriyle, yukarıda belirtilen 1479 sayılı Kanunun 38. maddesi düzenlemesindeki; kapsamda bulunan sigortalılara yaşlılık veya emekli aylığı alırken yaptıkları içerik dahilindeki çalışmaların aylık bağlamada değerlendirilme gereğine olanak tanındığı dikkate alındığında; somut olayda, 1479 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylığını kanuni zorunluluk sonucu kestirerek, 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi kapsamında olan işyerinde çalıştığı 01.01.2005 – 31.05.2009 tarihleri arasındaki 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığından dolayı 2829 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca 506 sayılı Kanun kapsamında davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin belirgin olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Üye …’ın muhalefetine karşı; Başkan …, Üyeler; …, … ve …’ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 01.11.2010 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Davacıya 01.02.1990’da 1479 sayılı Yasanın 35/c maddesine göre…. yaşlılık aylığı bağlanmıştır.
Aylık bağlandıktan sonra destek primi ödeyerek 1990-2005 arası …. Belediyesine bağlı kuruluşlarda …. sigortalısı olarak çalışmasını sürdürmüştür. Kamuda destek primiyle de olsa yaşlılık aylığı bağlananların çalışmalarına son verilmek istendiğinden buna ilişkin 01.01.2005’de yürürlüğe giren 5335 sayılı Yasanın 30. maddesi ile davacının işten ayrılması veya yaşlılık aylığını kestirerek çalışmaya devam etmesi yolunda tercih yapması istenmiştir. Davacı bu yöndeki tercihini “aylığını kestirerek sigortalı çalışmaya devam etmek” yönünde kullandığından …. çalışmalarına ara vermeden bu kez tüm sigorta kollarına tabi prim ödenerek sigortalılığını 2009 yılına kadar sürdürmüştür.
Davacı 2009 yılında işinden ayrılmış ve …. başvurarak birinci bağlanmış ilk aylık dikkate alınmaksızın 01.01.2005-31.05.2009 arası (destek primi ödenen süreler hariç) çalışmalar sigortalılık süresine katılıp ve hizmet birleştirmesi yapılarak 2829 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince yeniden yaşlılık aylığı bağlanmasını Kurumdan talep etmiştir.
….. İl Müdürlğü ile genel müdürlük arasında iç yazışmalar yapılıp görüşler belirlendikten sonra 2829 sayılı Yasanın 5. maddesinin davacının bu talebi için engel teşkil ettiği, 01.06.2009 tarihinden itibaren 5510/4 b’den bağlanan aylığının yeniden ödenmeye devam edileceği, birikmiş aylıklarının 2010-Ocak maaşı ile birlikte ödeneceği şeklinde olumsuz cevap verilerek uyuşmazlık başlatılmıştır. (5510 4/a kapsamındaki çalışmaları dikkate alınmadığı ifade edilmiştir.)
Davacı yaratılan uyuşmazlık üzerine iş mahkemesine başvurarak eldeki davayı açmış ….. hizmetlerinin dikkate alınarak 2829 sayılı Yasadaki hizmet birleştirmesi hükümleri gereğince 8. madde hükümleri gereğince yeniden yaşlılık aylığı bağlanması gerektiği yolunda talepte bulunmuştur.
Mahkeme davacının özlük dosyasını getirtip bilirkişinin görüşünü de aldıktan sonra bilirkişinin önerdiği doğrultuda 2829 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince hizmet birleştirmesinin uygun olacağını dikkate alarak 506 sayılı Yasanın geçici 81. maddesindeki diğer yaşlılık aylığı bağlama koşullarını da değerlendirip davacıya….. hizmeti+Sosyal Sigortalarda geçen yaklaşık 4 yıllık hizmetide dahil ederek …. koşulları gereğince yeniden yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmiştir.
Yüksek Dairece, yerel mahkemenin talebe bağlı kabul gerekçesi benimsenerek 2829 sayılı Yasanın 8. maddesinin uygulanmasının yerinde olacağı düşüncesiyle adeta gerekçe tekrar edilerek açıklamalı onama şeklinde hüküm kurulmuştur.
Aşağıda anlatılacak nedenlerden ötürü yüksek Dairenin çoğunluk kararına katılmam mümkün değildir. Şöyle ki; davanın yasal dayanağı 2829 sayılı Yasanın 4,5 ve 8. maddelerinin yanısıra 5335 sayılı Yasanın 30. maddesi ile davacının durumunu çok özel kılan ve bu Yasa ile bağlantısı bulunan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 57. maddesi ile atıfta bulunduğu 5510 sayılı Yasanın 30. maddesinin sırasıyla irdelenmesi gerekmektedir.
Öncelikle 2829 sayılı Yasanın 4 ve 5. maddeleri hangi hallerde sigortalıların çeşitli Sosyal Sigorta Kurumlarında geçen hizmetlerinin birleştirilmesine uygun olacağını ve zamanını belirleyen maddelerdir. Bu zaman diliminin aylığa hak kazandıktan veya aylık bağlandıktan sonraki zamana uzamayacağını açıkça hüküm altına almış bulunmaktadır. 2829 sayılı Yasanın uygulama yönetmeliğinin 3. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında da bu konuda ayrıntılı açıklama yer almaktadır. Bu net tavsiften sonra hala aylık bağlandıktan sonraki aşamada yeniden sigortalı çalışma yapmış ise de bu hizmetlere ilişkin yeni bir aylığın bağlanamayacağı yasa metninden açıkça anlaşılmaktadır. Somut olayda ise buna imkan tanınmıştır. Bu haliyle öncelikle yerel mahkeme kararı hatalıdır. Yasanın amir hükmünü aşmak mümkün değildir. Hüküm 8. madde üzerine kurulmuş ise de bu madde, birleştirilmesi netleşmiş hizmetlerin hangi Kurumdan yaşlılık aylığı bağlanacağını belirleyen hükümlere yer verir. Oysa ki temel uyuşmazlık Bağ-Kur’dan aylık bağlandıktan sonra …. geçen hizmetlerin aylığı bağlamış olan Bağ-Kur’luluk süresine eklenip eklenmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bu husus aşılmadan birleştirme işlemine geçilemez. Bu nedenle somut olayda 8. maddenin, 4 ve 5. maddelerin yanısıra dayanağı yönetmelik hükümleri birlikte tartışılmadan uygulama yeri yoktur.
5335 sayılı Yasanın 01.01.2005’de yürürlüğe girmesi ile normalde yaşlılık aylığı alarak destek primi ödeyerek çalışan sigortalıların durumlarına olumsuzluk getirmiştir. Üstelik sigortalılık süresince ücretlerinin karşılığına denk gelen prime esas kazanç üzerinden uzun vadeli sigorta kolundan (tüm sigorta kollarına dair primde olabilir. Dosyada belgesi yok) prim kesilmiş olduğundan bu sürenin boşa geçirilmemesi yaşlılık aylıklarında değerlendirilmesi hakkaniyete de uygun düşecektir. Ancak bu lehe yorum ilkesinin neticesinde uygulanacak yasa maddesi 2829 sayılı Yasa’nın 8. maddesi kesinlikle olamaz. Kanun koyucu buna karşı gelmek üzere yukarıda numarası belirtilen Sosyal Sigortalar İşlemleri Uygulama Yönetmeliğinin 57. maddesi yollamasıyla 5510 sayılı Yasa’nın 30. maddesine, hatta prosedür yönünden de 29. maddesine atıfta bulunmuştur. Uygulamada 30. madde doğrudan uygulanamamakta, atıf yoluyla ele alınmaktadır. Çünkü bu madde 5510 sayılı Yasanın 01.10.2008’de yürürlüğe girmesi nedeni ile bu tarihten sonra ilk defa sigortalı çalışmaya başlayanlar için geçerlidir ve sonuçlarını da yaş haddi gözönüne alındığında 30-40 yıl sonra doğuracaktır. Doğal olarak bu yasa maddesinin doğrudan uygulanması konumuz olamazdı.
Diğer yandan yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra kestirip yeniden çalışmaya başlayanların durumunu 3 kategoride ele almak mümkündür. Birinci grup 01.10.2008’den önce emekli olup, yaşlılık aylıklarını kestirmeden destek primi ile çalışıp, işten ayrıldıktan sonra yeniden aylık bağlama başvurusunda bulunanlar 2.grup yaşlılık aylığı 01.10.2008’den önce bağlanıp destek primiyle çalışıp bu tarihten sonra yeniden yaşlılık aylığını bağlatmak isteyenler 3.grup ise 01.10.2008’den sonra ilk defa çalışmaya başlayıp yaşlılık aylıklarını da çok ileride bağlatacak olanlardır. Davacının durumu ise 2. gruba girmektedir. Yani 01.01.2008’den sonra yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasını isteyenler grubundadır. Ancak kamu işyerinde çalışması nedeni ile yaşlılık aylığının kesilmesi 01.01.2005’de gerçekleştiğinden ve sonrasında destek primiyle de çalışması söz konusu olmadığından özel nitelikteki 5335 sayılı Yasanın etkisinde kalındığından 506 sayılı Yasa’nın 3/2-C 63-73-78-80, 1479/38, 5434 100. madde hükümlerinin somut olayda uygulama yeri yoktur. Bu yasaların metinleri incelendiğinde hep “kendi maddelerine” atıfta bulundukları ve ilişkilendirildikleri anlaşılmalıdır. Hiçbirzaman 2829 sayılı Yasa hükümleri akla gelmemelidir. Yasalarda baştan ilk 2, 3 ve 4. maddeleri genelde amaç, kapsam ve hangi yasanın anlaşılması gerektiğini belirten ifadelere yer verilmektedir. Öncelikle her yasa kendi bünyesi içerisinde harmanlanır. Açıkça atıfta bulunulmadıkça diğer yasanın neden, niçin uygulandığı net biçimde karar yerinde gerekçelendirilmelidir.
Dosyadaki yerel mahkeme ve yüksek Dairenin onama kararında ise 2829 sayılı Yasaya hangi nedenle atıfta bulunulduğu ve mevcut içtihatların bu güne kadar süregelen yerleşik uygulamalarına neden son verildiği karar yerinde tartışılmamaktadır. Yüksek Dairenin aylık bağlandıktan sonra hizmet birleştirmesi yapılamayacağına dair hukuk literatürüne geçmiş yüzlerce kararı mevcuttur. Yeni bir uygulamaya geçilmesi ile ileride telafisi mümkün olmayan Kurum zararlarının meydana gelmesi olasıdır. Yaşlılık aylığı bağlatmış sigortalılar …….. çalışarak yeniden …. yaşlılık aylığı bağlatmak için Kurumdan talepte bulunabilmelerinin yolu açılmış bulunmaktadır. Hiç gerekmediği halde yasada yer almayan bir uygulamaya geçilmiş olması anlatılan sonuçları doğurabilir. Esasen 2829 sayılı Yasanın ve uygulama yönetmeliğinin açık amir hükümleri bu uygulamaya izin vermediği gibi 5510 sayılı Yasanın 30. maddesindeki prosedürün kıyasen uygulanacağı zaten anılan son yasanın (5335) ve yönetmeliğinde yer verilmiştir. Tercih edilecek prosedür 2829 sayılı Yasa değil anılan son yasa hükmü olmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda anlatılan nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan bu kararı ve gerekçesini isabetli bularak onayan yüksek Dairenin çoğunluk görüşüne katılamamaktayım.