YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2234
KARAR NO : 2010/12670
KARAR TARİHİ : 04.10.2010
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı……. avukatı, fuzulen ödenen yaşlılık aylıkları nedeniyle Kurum zararının bir kısımının tahsili için yürütülen icra takibine yapılan itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına; karşı davacı … avukatı, kesildiği tarihten itibaren yaşlılık aylığının bağlanmasına ve birikmiş yaşlılık aylıklarının yasal faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davacı ……. avukatının açtığı davanın reddine, karşı davacı … .. açtığı davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve karşı dava……. tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Gerek borçlanma, gerekse fiili olarak 01.01.1955 – 01.02.1972 tarihleri arasındaki sigortalılığı üzerinden 01.03.1972 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesi kapsamında olan İstanbul Bankası Personeli Sosyal Sigorta Sandığından yaşlılık aylığı bağlanan davacıya; aynı şekilde 01.04.1960 – 09.04.1975 tarihleri arasında avukat olarak topluluk sigortası bünyesindeki sigortalılığı üzerinden 01.05.1975 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı; 17.05.2005 tarihli müfettiş raporuyla açıklanan durumu tespit eden davacı Kurumun, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı ve baştan itibaren yaşlılık aylığını iptal ettiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi gereğince davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun davaya konu dönemde yürürlükte olan 2. maddesine göre; “Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından
çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar.” 3-II-C maddesine göre; “2. madde gereğince sigortalı sayılanlardan kanunla kurulu emekli sandıklarından malullük veya emekli aylığı almakta olanlar hakkında malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları uygulanmaz.” 86. maddesine göre; “2. ve 3. maddelere göre sigortalı durumda bulunmayanların Çalışma Bakanlığınca onanacak genel şartlarla (İş Kazalariyle Meslek Hastalıkları), (Hastalık), (Analık), (Malullük, Yaşlılık ve Ölüm) sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendika ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir.”
506 sayılı Kanunun 86. maddesine göre; 2. ve 3. madde gereğince sigortalı durumunda bulunmayanlar için topluluk sigortasına ilişkin sözleşme yapılması mümkündür.Bundan, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılanların topluluk sigortasından yararlanamayacağı anlaşılmakta olup, ayrıca, 2. ve 3. maddeler dışında kalan, lakin, başka sosyal sigorta kanunlarınca sigortalı sayılanların da, topluluk sigortasından yararlanmalarının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, sosyal güvenlik hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemen olup, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Kanunlarda yer alan düzenlemelerle, sadece bir sigortalılığa geçerlilik tanınmıştır. Bu yönde, bir kimsenin topluluk sigortasından yararlanabilmesi için sosyal sigorta kanunlarının her hangi birine göre sigortalı durumunda bulunmaması gereklidir.Nitekim, Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortasına ilişkin topluluk sigortası sözleşmesinin (Genel Şartları) (2)’nın 1. maddesinin 2. fıkrasında şu önemli hükme yer verilmiştir.”…kanunla kurulan Emekli Sandıklarından malullük ve emekli aylığı alanlar, 506 sayılı Kanun gereğince malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmış bulunanlar ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesi kapsamına giren Sandıklara tabi olanlar Topluluk Sigortasına dahil edilemezler”(…. ….., Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; 1977 yılı basımı sahife 690)..Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde eldeki davada; 01.01.1955 – 01.02.1972 tarihleri arasındaki sigortalılığı üzerinden 01.03.1972 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesi kapsamında olan …. … Personeli Sosyal Sigorta Sandığından yaşlılık aylığı bağlanan davacının, serbest avukatlık mesleğinden dolayı topluluk sigortası bünyesinde sigortalı olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp, bu sigortalılığın iptal edilmesine ilişkin davacı Kurumun işlemi yerindedir.
Öte yandan, 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 96. maddesindeki; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” düzenlemesi üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanunun 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Kanun içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi ile 506 sayılı Kanunda yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Kanunun geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestisi de, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır.
5510 sayılı Kanunun 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Kanunun 97. ve diğer maddelerinde zamanaşımı konusunda özel bir düzenlemenin yer almamış olduğu durumlarda zamanaşımı konusunun, genel hükümlerden hareketle çözümünü gerektirmektedir.
İade borcunun kapsamı, hak sahibinin aylığın bağlanmasında iyi niyetli olup olmadığına göre değişmektedir. Davalı, kötü niyetli ise iktisap ettiği aylıkları ister elinden çıkarsın isterse çıkarmasın faizi ile birlikte iade etmesi gerekir. Davalı iyi niyetli ise, ödenen aylıkların iadesi Borçlar Kanununun 63. maddesi kapsamında değerlendirilir. Davalının, Kurumu yanıltarak kendisine birden fazla yaşlılık aylığı ödenmesini sağlamış olduğunun kabulü durumunda, iyi niyetli olmadığı, davalının kendisinden beklenebilecek her türlü bilgi akışını sağladığının kabulü halinde ise kötü niyetli olmadığı sonucuna varılmak suretiyle değerlendirme yapılması gerekir.
Davalının, yersiz yaşlılık aylıklarından kaynaklanan iade borcunun kapsamının, yapılan açıklamalar çerçevesinde belirlenmesi gereği üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı ve karşı davalı …. avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye …’ın muhalefetine karşı; Başkan …, Üyeler; …, … ve …’ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 04.10.2010 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Davalı karşı davacı … avukattır,….. da üyesidir. Banka işyerinde müşavir avukat olarak 1967-1972 arasındaki fiili çalışmaları nedeniyle öncesindede 1955-1967 yıllarını borçlanmak suretiyle tüm süreyi birleştirip 17 yıl üzerinden bu sandıktan 1972 yılında emekli olmuş ve yaşlılık aylığı bağlatmıştır. 19.03.1969 yılında yürürlüğe giren 1136 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesi ile topluluk sigortasına girmeyi hedeflediğinden 01.04.1970 yılında topluluk sigortasına giriş bildirgesi vererek serbest avukat olarak 1970-1975 yılları arasında çalışmış geriye dönük olarak da 1960-1970 yılları borçlanmış ve ….. ikinci bir yaşlılık aylığı bağlatmıştır.
1994 yılına kadar her iki yaşlılık aylığını alırken sorun yaşanmadığı halde 27 Kasım 1994 tarih ve 94/6231 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Sosyal Yardımlaşma Sandığı Vakfı 506 sayılı Yasanın Ek 36. maddesi gereğince …. devredilmiş olup her iki aylığını da aynı sigorta kolundan alıyor duruma getirilmiştir. Üstelik aynı şubeden de aylıklarını almakta bulunduğundan rutin teftiş sırasında …. müfettişince durum fark edilerek iki aylığın aynı anda alamayacağından bahisle ve 506 sayılı 92. maddesi koşullarının davacıya uygulanması gerektiği teftiş raporunda önerilmiş sonucunda da ikinci olarak bağlanan … aylığının iptali yoluna gidilmiş ve 2005 yılından geriye dönük 10 yıllık süreye ait ödenen yaşlılık aylıkları …. geri istenerek bu yolda icra takibine girişilmiştir.
Karşı davacı 1915 doğumlu olup cevap dilekçesinde 506 sayılı Yasanın 92. maddesinin uygulanmasının durumu ile ilgisinin bulunmadığını her iki aylığın yaşlılık aylığı olduğunu, malûliyet aylığı olmadığını, ilk bağlanan aylığın sosyal amaçlı yardım sandığına ödediği primler nedeniyle bağlandığını bağımsız yardım kuruluşu olduğunu, sonradan bağlanan ….. aylığı ile kaynaklarının farklı bulunduğunu hizmet birleştirmesi yasalarının şartlarının gerçekleşmediğini üstelik sonradan çıkarılan yasaların geriye dönük hüküm arzetmediğinden hakkında uygulanamayacağını, üstelik vakti ile aylıkların kullanıldığı için geriye kalan miktarın kalmadığını ve kötü niyetli bulunmadığından aksi düşünülürse BK 63. madde gereği geriye ödemesi gereken miktarın bulunmadığını icra takibinin iptalinin gerektiğini beyan etmiştir.
Mahkeme Kurumun icra takibini yersiz bularak davasını reddetmiş, buna karşı davacının davasını kabul etmiştir. Gerekçe olarak davacının iki ayrı sandığa bağımsız olarak prim ödediğinden kazanılmış hakkının bulunduğunu, gerek 228 sayılı gerekse sonradan yürürlüğe giren 2829 sayılı Yasaların geriye dönük olarak uygulamayacağını dolayısı ile hizmet birleştirmesinin yapılmasının olanaksız olduğunu karar yerinde ifade etmiştir
Yüksek Mahkeme yerel mahkeme kararını isabetli bulmayarak anlatılan gerekçelerle bozmuştur. Şöyle ki karşı davacı 1972’de …… Bankası Sosyal Yardım Sandığına prim ödeyerek yaşlılık aylığı bağlatmış olduğundan bu sandığın yapısı 506 sayılı Yasanın geçici 20. maddesinde anlatılan sandıklardan olup alınan
aylıkta yardımlaşma sandığı aylığıdır. Bu durumda iken ayrıca 506 sayılı Yasanın 86. maddesinde anlatılan topluluk sigortasına dahil olmasına engel teşkil eden durum yaratmaktadır. Çünkü 86.maddenin topluluk sigortasına giriş engellerinden bir tanesi 506 sayılı Yasanın 2. maddesindeki hizmet akitli çalışmamanın yanı sıra 506/Geçici 20. maddesinde yer alan yardım sandıklarından aylık alıyor bulunmaması gerektiğidir. Karşı davacı bu gerçeği topluluk sigortasına girişte gizlemiştir, kötü niyetlidir, bu nedenle de zamanaşımı süresi içerisinde kalan son 10 yıla ait ödenenleri geri vermekle sorumludur. Üstelik 01.10.2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 96. maddesinde yer alan hükümlerinin lehe uygulanmasının yeri yoktur, Borçlar Kanunu 63. maddeye de yer verilemez şeklinde ifadeler yer almaktadır.
Anlatılan bu olgular neticesinde karşı davacının 1967 yılında üye kaydolduğu ….. Bankası Personeli Sosyal Sigorta Sandığının yapısının irdelenmesi ve yüksek dairenin bozma kararında peşinen yer aldığı üzere 506 sayılı Yasanın geçici 20. maddesinde yer alan sandıklardan olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
506 sayılı Yasa geçici 20. maddesi dahil 1964 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu tarihte adı geçen yardım sandığı faaliyet halindedir.Yapısı Dernekler Kanununa uygun olarak tesis edilmiş bulunmaktadır. Ta ki 1994’te BK ile …… devrine kadar kısmen dernek kısmen (1977’den sonra) tesis-vakıf hükmünde hukuki varlığını sürdürmüştür. Bu sandığın ve benzerlerinin faaliyet amacı Medeni Kanun hükümlerine göre kurulan üyelerine ek gelir temin eden sosyal yardım amaçlıdır. Mali Kaynakları üye aidatları ile oluşmakta olup Devlet katkısı hiçbir şekilde mevcut değildir. En önemlisi de bir kuruluş kanunu bulunmamaktadır. Buna karşın bazı banka veya başka tür kuruluşların yardım sandılarının kuruluş kanunları mevcuttur. Kanunla kurulmuş Emekli Sandığı vasfındadırlar. Bu banka sandıkları ile karşı davacının üyesi olduğu sandığı bir tutmamak gerekir.
1972 ve 1975 yılında iki ayrı yerden yaşlılık aylığı bağlandığında bu tarihte yürürlükte olan hizmet birleştirme yasası 228 sayılı Yasa olup birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında amaç ve unsurlar anlatılmış hangi sandıkların kanunla … sayılacağı hükmüne yer verilmiştir. Karşı davacının üyesi olduğu sandık bu maddedeki özellikleri taşımamaktadır. Bu nedenle hizmet birleştirmesi de yapılamazdı. Topluluk sigortasına girerken düzenlenen giriş formunda bağlanan sandık aylığının girişe engel teşkil eden nitelikte bulunmadığının kabulü ile karşı davacının yalan veya eksik bilgi verdiği iddia olunamaz. Burada karşı davacının algılaması ile Yargıtay Yüksek Dairenin yardım sandığının yapısını nitelemesi arasında fark bulunmaktadır. Tüm mesele buradan kaynaklanmaktadır. Kötü niyetin var olup olmadığı tam bu noktada önem arzetmektedir.
506 sayılı Yasanın geçici 20. maddesinde bu sandıklarının, banka personelinin ve çalışanlarının 6 ay içerisinde Çalışma Bakanlığına bildirilmesi istenmekte olduğundan eğer geçici 20. maddeye dahil sandık niteliğinde olsa idi daha yasanın yürürlüğünden itibaren …. kayıtlarında yer alması gerekmekteydi. Oysa ki sandığın varlığı mensuplarıyla ve kaynaklarıyla 1994’te ……. devrolmuştur. Bu uygulama
dahi dava konusu sosyal yardım sandığının 506 sayılı Yasanın geçici 20. maddesinde yer alan sandıklardan olmadığını göstergesidir. Devrolan sandık mensupları bu yasaya ait …… sayılmazlar. Devamında da üyeliğinin (henüz aylık bağlanmamıştı) 506 sayılı Yasanın 86. maddesine ilişkin topluluk sigortasına girmesine engel teşkil etmediği ve de bağlanan ikinci yaşlılık aylığının dayanağının yasal olduğu anlaşılacaktır.
Üstelik uzun yıllar (1975-2005) her iki yandan iki aylık alınıp kullanıldıktan sonra yürürlüge giren yasaların olumsuz özelliklerinin geriye yönelik uygulanarak zarara sebebiyet vermesi ….. korumacı ve kollayıcı amacına uygun düşmediği gibi hakkaniyete de aykırıdır. Hukuk sisteminde istikrar ve güven asıldır, kazanılmış haklara dokunulmamalıdır. Üstelik somut olayda kötü niyet olgusu mevcut değildir. Bu nedenle ancak elde kalanın geriye verilmesi kuraldır. … …. ödenen primler faizi ile hesaplanıp takas-mahsup işlemine geçilmemesi hakkaniyete de aykırı olup moral bozucu unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
23.06.1983 tarihli ….. İçtihattaki kararı olayımıza benzemekte ise de aynılık arzetmemektedir. Davadaki bağlanan aylıkların başlangıç tarihleri 1983’ten öncesine ait olup ilgili sandıgın kuruluş kanunu mevcut değildir. 228 sayılı Yasada belirtilen Kanunla Kurulu ….niteliğinde değildir. 1964 yılında da hemen ….. devredilmesi gerekmemektedir. Karşı davacının ödediği aidat ve primler iki ayrı sosyal sigorta kuruluşuna ait olup birleştirme zorunluluğu da bulunmadığından her iki aylığı da bağımsızca hak etmesinde ve almasında hiçbir yasal sakınca kanaatimce bulunmamaktadır.
Anlatılan bu nedenlerle yerel mahkeme kararını isabetli bulmakla birlikte ilaveten yukarıda anlatılan görüşleri de benimseyerek hükmün Onanması gerekirken Bozulması yolunda görüş bildiren Yüksek Daire çoğunluk kararına katılamamaktayım.