YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/17717
KARAR NO : 2013/21347
KARAR TARİHİ : 15.11.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Davacı, 05.12.1978-07.04.2011 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılığın ve 01.05.2011 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Dr. … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1) Bağ-Kur’a tescili 1979 tarihinde 05.12.1978 tarihi itibarıyla yapılan davacının, canlı hayvan alım satımı faaliyeti nedeniyle 05.12.1978-07.04.2011 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydı bulunduğu, 01.01.1979-10.01.1982 tarihleri arasında ise vergi kaydının bulunduğu, müfettiş raporuna istinaden kayıtların usulsüz olduğu gerekçesiyle 05.12.1978-10.01.1982 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılığın kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının 05.12.1978-07.04.2011 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin ve tespite ilişkin kararın kesinleşmesi halinde prim borcunun ödenmesinden sonra 01.05.2011 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiş olup, Mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Her uyuşmazlık, dayandığı işlem veya olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre çözümlenmelidir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25’inci maddeleri, anılan kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı koşullarını ve bu sigortalılığa yasal karine sayılan olguları belirlemektedir. Zaman zaman anılan maddelerdeki değişikliklerle farklı kurallar öngörülmüş ise de; “kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma” Bağ-Kur sigortalılığının temel ve ön koşulu olarak varlığını korumuştur. Başka bir deyişle, belirtilen bu ana koşulun gerçekleşmesinden sonra diğer kural ve unsurlar değerlendirilebilir.
1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesi ilk şekliyle, çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, sigortalılığın oluşumu için, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun, Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece Kanunun temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Bu arada, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK. ile vergi kaydı olanlar ile vergiden muaf olanlardan esnaf ve sanatkâr siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmiş ve anılan KHK. Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilerek, 08.08.2001 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. Ancak bu defa 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla düzenleme aynen korunmuştur.
Davaya konu uyuşmazlıkta; davalının Bağ-Kur sigortalılık tescil tarihi itibariyle 2229 sayılı Kanunla getirilen koşullar geçerlidir. Bu durumda, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmak zorunlu sigortalılık için yeterlidir.
Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında davacının 20/4/1982 tarihinden önce tescilinin bulunması karşısında davacının sigortalılık durumunun yürürlükteki mevzuat gereği bağımsız çalışması bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, davacının kendi nam ve hesabın bağımsız çalışması bulunup bulunmadığını yöntemince araştırmak ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
2) Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; ”hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Doktrinde de; “şarta bağlı hükümlerin maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olmadıkları gibi şüphe ve tereddüt uyandırmaları nedeniyle cebri icra bağlamında icra edilememe riskiyle de karşı karşıya kalabilecekleri, hükmün hukuki sonuçlar doğurabilmesinin veya doğurduğu sonuçların ortadan kalkmasının, muhakemeye tümüyle yabancı olan bir olayın gerçekleşip gerçekleşmemesine
bağlanmasının muhakeme usulünün amacıyla da bağdaşmadığı” ifade edilmektedir.(TANRIVER, Süha, Şarta Bağlı Hüküm Kavramı ve Verilip Verilemeyeceği Sorunu, Makalelerim I, Ankara 2005, s. 83-87 )
Yukarıda belirtilen ilkelere aykırı olarak Mahkemece, şarta bağlı olarak “tespite ilişkin kararın kesinleşmesi halinde prim borcunun ödenmesinden sonra 01.05.2011 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
Mahkemece, sigortalık süresi tespit edildikten sonra bu çerçevede belirlenecek prim borcunu davacıya ödemesi için makul süre verilerek, prim borçlarının ödendiği tarihi takip eden ay başından itibaren yaşlılık aylığı tahsisi gerektiğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.