YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/25427
KARAR NO : 2013/16380
KARAR TARİHİ : 16.09.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 07.11.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine Kurumca bağlanan gelir ve yapılan cenaze giderinden oluşan Kurum zararının davalıdan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne,davacı zararının %25’ine tekamül eden 10.167,22 TL kurum zararının tahsis onay tarihlerinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı işveren avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya haksahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22. maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (Anayasa Mahkemesinin 23/11/2006 tarihli ve E:2003/10 K:2006/106 sayılı Kararı ile bu fıkrada geçen “sigortalı veya haksahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere” bölümü iptal edilmiştir.) Kurumca işverene ödettirilir.… İş kazası veya meslek hastalığı, 3. birkişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3. kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir.” düzenlemesine göre; davaya konu iş kazasında kusurlu olanlar davacı Kurumun rücu alacağından kusurları karşılığı sorumludur.
Kusur raporlarının, 506 sayılı Yasanın 26., 4857 sayılı Yasanın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar…” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Diğer taraftan, Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay’ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır. Şu halde hukuk hakimi ceza mahkemesince saptanan maddi olaylarla bağlı olup, orada belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Eldeki davada ise, sigortalının iş kazası sonrası vefat ettiği de dikkate alınarak işyerinde yetkili kısım amiri veya işveren hakkında açılmış ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olan kimselerin olup olmadığı araştırılmamıştır. Oysa, hakkında ceza mahkemesince kesinleşmiş karar bulunan ve iş kazasının gerçekleşmesinde etkileri olduğu belirlenen gerçek kişilerin varlığı halinde, hukuk mahkemelerinde düzenlenecek raporda bu kişilere de kusur yüklenmesi gerektiği göz önünde tutulmalıdır.
Diğer taraftan, Mahkemece aldırılan kusur raporunun, çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı müfettişler olduğu dikkate alındığında; alınan raporun, tarafsız olarak, kazanın meydana geldiği iş kolunda ve iş güvenliğinde uzman bilirkişilerden oluşacak heyetten aldırılmamış olması da isabetsizdir.
2-Mahkemece, her ne kadar, sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerde 506 sayılı Yasanın 92’nci maddesinin uygulanmasından sonra belirlenen değerleri sorulmuş ve bu değerler esas alınarak karar verilmiş ise de; sigortalının oğlu Erkan’ın 18 yaşının doldurması nedeniyle gelirden çıktığı, ve kendisine fiili ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerekirken salt ilk peşin değerli gelir dikkate alınarak karar verilmesi de isabetsizdir.
Mahkemece, olay ile ilgili olarak açılan ceza davası olup olmadığı araştırılarak, bu dosya getirtildikten sonra, tarafsız sayılacak ve tarafların itirazlarını karşılayacak şekilde, iş güvenliği uzmanlarından oluşa uygun bir kusur raporu aldırılarak ve sigortalının hak sahiplerine yapılan fiili ödemelerin ilk peşin değerli gelir ile karşılaştırılmasından sonra varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı kurum vekili ile davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 16.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.