Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/15658 E. 2013/18263 K. 03.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15658
KARAR NO : 2013/18263
KARAR TARİHİ : 03.10.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiş, 04.04.2012 tarihli hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; davanın miktarı itibariyle kesin olduğundan bahisle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Temyiz isteminin yerel mahkemece reddine ilişkin iş bu hükmün, davacı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- 21.07.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve ayrıca 5236 sayılı Kanun, katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2012 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 1.690,00 TL. olarak değiştirmiştir.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde  temyiz (kesinlik) sınırının tespitinde alacağın tamamının gözetilmesi; tamamı dava edilen bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması HUMK’nun 427. maddesi hükmü gereğidir.
Somut olayda, Kurum, uğradığı 7.576,93-TL zarardan şimdilik 100,00-TL’sını dava etmiş olup, toplam alacak tutarı, yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının üzerinde bulunduğundan, yerel mahkemenin 16.04.2012 tarihli ek kararının BOZULMASINA,
2-İşin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur (Hukuk Genel Kurulu’nun 22.11.1972 gün ve E: 8/832, K:935; 26.02.1975 gün ve 1972/1-1273 E. 1975/258 K;18.02.1983 gün ve 1980/1-1284 E. 1983/141 K; 30.12.1992 gün ve 1992/16-666 E, 1992/769 K.; 01.05.2002 gün ve 2002/20-393 E., 2002/337 K.; 12.06.2002 gün ve 2002/ 2-473 E. 2002/ 483 K; 07.05.2003 gün ve 2003/11-319 E., 2003/335 K.; 06.10.2004 gün ve 2004/9-512 E., 2004/464 K.; 22.07.2009 tarih, 2009/18-348 E. ve 2009/398 K.; 08.06.2011 gün ve 2011/7-353 E., 2011/387 K. sayılı ilamları).
Hal böyle olunca, kesin süreye ilişkin ara kararında, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için yatırılacak ücretin miktarı, yatırılma merci ve süresinin belirtilmesi, bilhassa tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, tanınan süre içinde yapılması istenen işlerin ne olduğunun hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, kesin süreye uymamanın doğuracağı sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedilebileceğinin yine açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması, gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
Somut olay açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde: davacıya verilen kesin sürede, sadece bilirkişi ücretinin 150,00’şer TL’ den 450,00-TL olduğu belirtilmiş, dosya gidiş-dönüş ve talimat masrafları ile yatırılma merci ara kararda açıkça belirtilmemiştir. Kesin sürenin amacı ve sonuçları düşünüldüğünde, mahkemenin kesin süreye ilişkin ara kararlarının içerik yönünden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesi (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 94. madde) ile yerleşik Yargıtay kararlarına uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Öyle ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesi tarafından verilen 14.10.2008 tarihli Mesutoğlu/Türkiye davasına ilişkin kararda; yargı mercilerinin usul kurallarını çok sıkı uygulaması ve dar yorumlaması nedeniyle kişilerin, uyuşmazlığın esasının incelenmesinden mahrum bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 maddesinin ihlali olarak kabul edilmiştir. Bir iç hukuk kuralı haline gelen AİHS ve buna dayanılarak verilen bu karar da göz önüne alındığında, hak kaybının önüne geçilecek şekilde değerlendirme yapılması olayın özelliğine daha uygun düşmektedir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin Mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.