Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/15989 E. 2013/17550 K. 26.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15989
KARAR NO : 2013/17550
KARAR TARİHİ : 26.09.2013

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 18.8.1998 tarihinden 2008 yılı haziran ayına kadar tuğla fabrikasında asgari ücretin 2 katı net ücretle sürekli çalıştığı halde Kuruma eksik bildirilen günlerin tespitini istemiş olup, Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesidir. Anılan Kanunlarda ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Yasa’nın 82. maddesinde (Değişik madde: 06/03/1981 – 2422/13 md.) “Sigortalıların çalıştırıldığı işyeri devredilir veya intikal ederse, eski işverenin kuruma olan sigorta primi ile gecikme zammı ve faiz borçlarından, aynı zamanda yeni işveren de müteselsilen sorumludur….” hükmü öngörülmüş olmakla, devir öncesi dönem bakımından tespit hükmü kurulurken prim borç ve ferilerinden işyerini devralan…..de sorumlu olduğunun gözetilmemesi isabetsizdir.
Dosya kapsamına göre, davacı hakkında işveren tarafından 8 adet işe giriş bildirgesi verilerek Kuruma intikal ettirilmişse de, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacının eli ürünü olmadığı belirlenerek çalışmanın sürekli olduğu kabul edilmişse de; çalışmanın mevsimlik olup olmadığı üzerinde durulmadığı ve kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
İddia edilen çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; toplanması gereken bütün delillerin toplanmadığı ve re’sen delil toplama yoluna gidilmediği, davalıya ait işyerinde ne tür işlerin görüldüğü ve görülen bu işlerden hangilerinin sürekli, hangilerinin mevsimlik işler olduğunun tam olarak saptanmadığı, bu kapsamda davacının çalışmaların hangi bölümde hangi tarihlerde geçtiği hususunun da netleştirilmediği görülmüştür.
Öte yandan davacı gerçek ücretin tespitini de istemiş olup, davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ücret miktarı HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür.
Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar için, yine, HMK’nun Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’nun 289. maddesi gereğince tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür.
506 sayılı Kanunun 78. maddesinde prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırlarının ne olacağı gösterilmiştir. Günlük kazancın alt sınırı HUMK’nun 288. maddesinde belirtilen sınırı aşıyorsa, ücretin, yazılı delille saptanması gereğinin pratikte bir önemi kalmayacaktır. Zira 506 sayılı Kanunun 78. maddesine göre, “….günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır”. Ücretin alt sınırla tespit edilen miktardan fazla olması halinde ise günlük kazancın hesaplanmasında asgari ücret esas alınır.
Bu nedenle, dönem bordroları Kurumdan celbedilmeli, tarafların bildirdiği tanıkların anlatımı ile yetinilmeyerek, işçilik alacakları dava dosyası incelenmeli,
davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinde ne tür işlerin yapıldığı, bu işlerin mevsimlik olarak mı, yoksa yılın tamamında mı yapıldığı, yine, dava edilen dönemde davacı tarafından yıllara göre bu işlerin hangilerinde ve hangi dönemlerde çalışıldığının ve hiç çalışılmayan yıllar olup olmadığı hususunda, davacının çalışmaları hakkında bilgi sahibi olabilecek, kuruma bildirim yapılmayan dava konusu dönemde işveren tarafından dönem bordrolarında isimleri bildirilenler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler re’sen saptanarak, bu kişilerin beyanlarına başvurulmalı, bu şekilde davacının gerçek çalışma süreleri tespit edilmeli, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca taleple bağlı kalınarak bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 26.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.