Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/1717 E. 2013/15942 K. 12.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1717
KARAR NO : 2013/15942
KARAR TARİHİ : 12.09.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, ücretin ve hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davacının, davalı işveren …. adına kayıtlı 1006865 sicil numaralı işyerinden 01.02.1994 – 31.01.1997 tarihleri arasında, anılan davalının ortağı olduğu diğer davalı işveren şirket adına tescilli 1015413 ve 1026748 sayılı işyerlerinden 01.03.1997 – 15.01.2010 döneminde adına tam gün üzerinden eksiksiz bildirim gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup 01.05.1989 – 01.02.1994 tarihleri arasında hizmet akdine tabi olarak geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışma süreleri ile tüm dönemler yönünden gerçek ücretin tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılama sonunda, hizmet tespiti isteminin hak düşürücü süre nedeniyle, sigorta primine esas kazanç tutarının saptanması talebinin de kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin 10. fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum
görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak beş yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davalı işveren ….’nın diğer davalı işveren şirketin ortağı olduğuna ilişkin maddi olgu ve çalışmanın bulunmadığı 31.01.1997 – 01.03.1997 dönemini içeren sürenin kabul edilebilir (makul) uzunlukta olması karşısında, anılan dönemde taraflar arasındaki hizmet akdinin askıda olduğu açıktır ve çalışmanın kesintiye uğradığından söz edilemeyeceğinden davanın 31.12.2010 tarihinden itibaren hak düşürücü süre içerisinde açıldığı belirgindir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda hizmet tespiti yönünden uyuşmazlığın esasına girilerek tüm kanıtlar toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, hak düşürücü süre uygulamasında hatalı yöntem izlenerek istemin reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 12.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.