YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5670
KARAR NO : 2013/21923
KARAR TARİHİ : 20.11.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hak sahibi konumundaki davalıya yersiz ödendiği ileri sürülen ölüm aylığının ve yapılan sağlık yardımlarının 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … arafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hakkında verilen boşanma kararı 16.01.2003 tarihinde kesinleşen davalıya, 28.03.1994 tarihinde yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu hükümlerine göre hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle Kurumca gerçekleştirilen işlemle 01.10.2008 tarihi itibarıyla kesilerek, yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar ile sağlık yardımları yönünden borç tahakkuku işlemi tesis edildiği, davalının boşandığı eşiyle 11.10.2010 tarihinde yeniden evlendiği anlaşılmaktadır.
506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlarda yer almamakla birlikte ilk kez 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” başlığını taşıyan 56. maddesinin ikinci (son) fıkrasında düzenlenen davanın yasal dayanağı niteliğindeki norm 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş, fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır” düzenlemesine yer verilmiş olup, hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvurunun, Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 28.04.2011 gün ve 2009/86 Esas – 2011/70 Karar sayılı kararı ile reddedildiği, dolayısıyla iptal edilmeyen fıkranın yürürlükte olduğu belirgindir.
Anılan maddeye dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle 10. ve 21. Hukuk Dairelerinin Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen ilkeleri doğrultusunda yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, hak sahibi ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde özellikle medula sisteminde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
İnceleme konusu dava yönünden ise; hak sahibi ile boşandığı eşinin fiili beraberliğinin ortaya konulmasına ilişkin yargılamada ortaya çıkan çelişki ve belirsizliğin giderilmesi için, 28.12.2010 tarihli sosyal güvenlik kontrol memuru raporunda fiili olarak beraber yaşamaya ilişkin bilgileri bulunduğu belirtilen … Market işletmecisi …’nun, …, … Sokak’da dört numaralı yerleşim yerinde ikamet eden komşunun ve … Mahallesi, … Sokak’da iki, dört ve sekiz numaralı yerleşim yerlerinde ikamet edenlerin kimler olduğu tespit edilerek, bilgi ve görgülerine başvurulmalı, varsa, anlatımlar arasındaki çelişkiler giderilmeli; davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; ilgililerin seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli; … ile … Mahallesi yönünden, sadece kolluk görevlilerinin imzasından ibaret olmayacak, soyut bilgi içermeyecek ve ihtilaf konusu dönemi kapsayacak şekilde, geniş kapsamlı Emniyet Müdürlüğü araştırması yapılmalı, dinlenmesinden vaçgeçilen … ile ihtilaf konusu dönemde anılan mahallelerde görev yapan azalardan kanaat edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı; davalının, boşandığı eşiyle 11.10.2010 tarihinde
yeniden evlenmesine ilişkin olgunun eldeki davaya etkisi üzerinde durulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.11.2012 gün, 2012/21-1164 E. ve 2012/769 K.; 27.02.2013 gün, 2012/10-1152 E. ve 2013/284 K.; 24.04.2013 gün, 2012/21-1404 E. ve 2013/578 K.; 15.05.2013 gün, 2012/10-1485 E. ve 2013/707 K.; 31.05.2013 gün, 2012/10-1709 E. ve 2013/808 K.; 14.06.2013 gün, 2012/21-1695 E. ve 2013/844 K.; 26.06.2013 gün, 2013/10-27 E. ve 2013/878 K.; 03.07.2013 gün, 2013/10-48 E. ve 2013/1031 K.; 03.07.2013 gün, 2013/10-50 E. ve 2013/1032 K.; 11.09.2013 gün, 2013/10-174 E. ve 2013/1074 K. sayılı kararlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır .
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı SGK Başkanlığı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.