Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/7134 E. 2013/21116 K. 14.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7134
KARAR NO : 2013/21116
KARAR TARİHİ : 14.11.2013

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davalı işveren kolektif şirkete ait … sicil sayılı akaryakıt istasyonunda 01.07.1987 tarihinde çalışmaya başladığı yönünde hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenen, anılan işyerinden 01.07.1987 – 31.12.1988 döneminde tam gün üzerinden eksiksiz bildirimleri gerçekleştirilen, dava dışı farklı kolektif şirkete ait 9024 sicil numaralı işyerinden ise 01.03.1990 tarihinden itibaren 40 günlük bildirimi bulunan davacının 01.01.1989 – 10.08.1989 döneminde askerlik ödevini yerine getirdiği belirgin olup 1982 – 01.07.1987, 10.08.1989 – 1992 dönemlerinde hizmet akdine tabi olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılama sonunda hak düşürücü süre nedeniyle istem reddedilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç
toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak beş yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede, yasal süresinde açılmayan davada 1982 – 01.07.1987 dönemine ilişkin istemin hak düşürücü süreye uğradığı yönündeki mahkeme yaklaşımı yerindedir. 10.08.1989 – 1992 dönemi yönünden ise; talep konusunun netlikle belirlenebilmesi için davacı vekilinden 1992 yılında hizmetin sona erdiği tarih sorulmalı, 722 ve 9024 sicil numaralı işyerlerinin 506 sayılı Kanun kapsamında bulunduğu tarihler, iki şirketin ortakları ve arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, birbirlerinin devamı niteliğinde olup olmadıkları açıklıkla ortaya konulmalı, buna göre hak düşürücü süre uygulaması kapsamında irdeleme yapılmalı, anılan şirketlerin farklı işverenlere ait işyerleri olduğu anlaşıldığı takdirde dahi 10.08.1989 – 01.03.1990 dönemi bakımından hak düşürücü sürenin söz konusu olamayacağı dikkate alınmalı, çalışma olgusunun varlığına ilişkin tanıkların bilgi ve görgülerine başvurulmalı, toplanan tüm kanıtlara göre elde edilecek sonuç uyarınca hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 14.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.