Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2019/3612 E. 2021/16831 K. 29.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3612
KARAR NO : 2021/16831
KARAR TARİHİ : 29.12.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, araç haczinin kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Müvekkilinin … Noterliği’nin 07.06.2006 tarihli ve 2440 yevmiye nolu kati satış sözleşmesi ile 48 R 1832 plakalı aracı satın aldığını, müvekkili aracı satın aldığı tarihte, satıcı/araç maliki … Tur. Tic. İnşaat Orman Ürünleri Ltd. Şti.’nin davalı Kuruma olan borçlarından ötürü araç kaydında 23.11.2004 ve 26.01.2006 tarihli hacizlerin bulunmakta olduğunu, müvekkilinin aracı edinme tarihinden bu yana kurum alacakları için mevzuatta yapılan değişikliklerle uygulanması gereken zamanaşımı sürelerinden en uzun süreli zamanaşımı süresi olan 10 senelik zamanaşımı süresinden de fazla sürenin geçtiğini, hacizlerin hukuki kıymetini yitirdiğini, Yasa ve Yargıtay kararları muvacehesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 48 R 1832 plakalı araç kaydı üzerine davalı Kurum tarafından konan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili, davacının Noter kati satış sözleşmesi ile aracı satın aldığını beyan ettiğini, bu beyana itibar edilmesinin mümkün olmadığını, araba satışlarının Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Müdürlüğü’nden yapılmakta olduğunu ve aracın trafik kaydındaki araç sahibinin değiştirilmekte olduğunu, insanların kendi aralarında yada noterde satış yapmaları tescil anlamına gelmediğini bu nedenle haczin kaldırılmayacağını, borç ile ilgili ödeme emri ile ilgili itirazların davacı tarafından ileri sürülemeyeceğini, bu hususların ancak borçlu ile alacaklı Kurum arasında olduğunu,hacizlerin kaldırılmasının borçlu tarafından hukuki gerekçeler ile Mahkemelerden talep edilebileceğini, hacizli malın kullanılıyor olmasının davacıyı taraf yapmadığını, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
“1-Davacı vekilinin açmış olduğu davanın kabulüne
Davacıya ait 48 R 1832 plakalı araç üzerine davalı kurumca konulan hacizlerin kaldırılmasına” karar verilmiştir.
B-BAM KARARI
“A) 1- Davalı … Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; Muğla 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin, 29.06.2018 tarihli, 2017/48 E, 2018/384 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına;
2- Davanın reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili, kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava 6183 Sayılı Kanuna göre konulan haciz şerhinin kaldırılması istemine ilişkin istihkak davasıdır. Anılan Kanunun 68. maddesinde “İstihkak davalarına bakmaya haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi salahiyetlidir…” denilmektedir. Maddede yetkili mahkemenin “haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi” olduğu belirtilerek yetki konusunda özel düzenlemeye yer verildiği halde, görev konusunda yalnızca “mahkeme” ibaresi kullanılmış, başka bir kanuna atıf da yapılmamıştır. Borçlunun veya üçüncü kişilerin haczedilen mal üzerinde hak iddia etmeleri mülkiyet hakkının korunmasına yönelik olduğundan davaya bakmanın adlî yargının görevine girdiğine kuşku yoktur.Maddede geçen “mahkeme” ibaresinden ise “genel mahkemelerin” anlaşılması gerekir. (Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2009 tarih ve 2009/119 Esas, 2009/1098 Karar sayılı ilamı) Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmelidir.
Yukarıda yer alan mevzuat ve açıklamalar çerçevesinde, davanın genel mahkemelerde görülmesi gerektiğinden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesinin davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye … ve Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler … ve …’nın oylarıyla ve oyçokluğuyla, 29.12.2021 gününde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Dosya içeriğine göre davacı dava dışı şirketten satın aldığını iddia ettiği taşıta, şirketin prim borcundan dolayı uygulanan haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Haciz işlemi kurumun prim borcundan dolayı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu’nun 62 ve devamı maddeleri kurumca uygulanmıştır.
2. İş Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “2918 sayılı KTK’nunun 20/d maddesi uyarınca noterlerce gerçekleştirilen devir işlemleri yeterli olup işlemin tamamlanması için trafik siciline alıcı adına tescil işlemi yapılmasının mutlak olmadığı, tescil işleminin bir tasarruf işlemi olduğu, noter satışı ile alan kişi tescil işlemi yaptırmamış olsa da aracın maliki sayıldığı, 26.01.2006 tarihinde araç üzerine kurum tarafından konulan haczin davacının aracı satın alıp mülkiyeti davacıya geçtikten sonra talep ettiği anlaşılmakla dava açmasında hukuki yararı bulunmakta ise de araç üzerine haciz konulmasına sebep kurum alacağının davacıya değil …. Tur. Tic. İnş. Orman Ürünleri Ltd. Şti’ne ait olduğu, bu nedenle sözkonusu borcun zamanaşımına uğradığı itirazının aracı satın alan davacı tarafından ileri sürülemeyeceği; hacze konu kurum alacağının tabi olduğ 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkındaki Kanuna göre, menkul sayılan araç üzerine haciz konulduktan sonra İcra İflas Kanunu’nda belirtildiği şekilde satış talebinde bulunmak için yasal bir süre belirtilmediğinden, dava konusu …. plaka sayılı araç üzerinde haczin kendiliğinden kalkmadığı ve halen devam ettiği anlaşılmakla, davacının “haczin kaldırılmasına ” yönelik açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne dair verilen kararın yerinde olmadığı” gerekçesi ile istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
3. Kararın temyiz edilmesi üzerine çoğunluk görüşü ile “6183 sayılı Kanun’un 79/4. maddesinde haciz bildirisi tebliğ edilen üçüncü şahsın herhangi bir nedenle yedi günlük itiraz süresini geçirmesi halinde haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açabileceğinin belirtildiği, dava konusu uyuşmazlığın da haciz bildirisi tebliğ edilen üçüncü şahsın borçlu olmadığının tespitine ilişkin olup uyuşmazlığın çözümünde 5510 sayılı Kanun’un uygulama alanı bulunmadığı, bu nedenle eldeki davayı çözümlemekle görevli mahkemenin genel mahkeme olduğu ve görev konusu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, HMK’nın 331/2. maddesi de uygulanarak, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği” gerekçesiyle yerel mahkemenin kararı bozulmuştur.
4. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101. maddesi uyarınca “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür”.
Aynı kanunun 88/16 maddesi uyarınca “Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.
Keza aynı maddenin 19. fıkrası uyarınca da “Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz.
5. Diğer taraftan dava tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1/B maddesine göre “İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalar iş mahkemesinde görülür”. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5/b maddesi uyarınca ise “İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara iş mahkemesinde bakılacağı belirtilmiştir.
6. Çoğunluğun dayandığı ve yerel mahkemenin gerekçesine esas aldığı 6183 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ise; “Amme borçlusunun bu Kanun’un 27, 28, 29 ve 30’uncu maddelerinde yazılı tasarruf ve muamelelerinin iptali için umumi mahkemelerde dava açılacağı ve bu davalara diğer işlere takdimen umumi hükümlere göre bakılacağı” kurala bağlanmıştır.
7. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6183 sayılı kanunda genel olarak uyuşmazlıklar kişiler açtığında idari yargının görev alanına girmektedir. Ancak kurumlar tarafından açılan davalarda genel mahkemeler deyimi, aslında adli yargı yerindeki mahkemeleri ifade etmektedir. Zira o tarihte uzman mahkemeler bulunmamaktadır. Bu hali ile bu kanun genel kanundur.
8. Gerek 5510 sayılı SSGSS Kanunu, gerekse 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ise özel kanunlar olup, 6183 sayılı kanundan sonra yürürlüğe girmişler ve özel düzenlemelere yer vermişlerdir.
9. Yukarda belirtilen görev ile ilgili düzenlemelerde açıkça kurumun taraf olduğu ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan ve açıkça primin 6183 sayılı kanun uyarınca tahsili üzerine bu kanunun da uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesinin görevli olacağı belirtilmiştir. Burada Kurumun taraf olması ve uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanundan doğması yeterlidir. Karşı tarafın sigortalı veya üçüncü kişi olmasının önemi bulunmamaktadır.
10. Somut uyuşmazlıkta kurum 5521 sayılı Kanundan kaynaklanan prim alacağının tahsili için, anılan kanunun 88. maddesi uyarınca 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca prim borçlusu şirket aracına haciz uygulanmış ve davacı üçüncü kişi aracı satın aldığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı haczin 6183 sayılı kanunun 79. maddesi uyarınca talep etmektedir. Dava tarihi itibari ile İş Mahkemesinin görevli olduğu açıktır. Zira 88. Maddenin 16. fıkrasında “kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanacağı” belirtilirken, açıkça 26 ve devamı tasarrufun iptali ile ilgili hükümler hariç bırakılmamıştır. Aynı maddenin 19. fıkrası ise açıklandığı gibi “Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesini yetkili kılmıştır. Bu açık düzenleme karşısında, 6183 sayılı Kanun’un 79/4. maddesinde düzenlenen “haciz bildirisi tebliğ edilen üçüncü şahsın herhangi bir nedenle yedi günlük itiraz süresini geçirmesi halinde haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açabileceğine” ilişkin kuralın uygulanması olanaklı değildir. Zira 5510 sayılı Kanunu özel kanun olduğu gibi 6183 sayılı kanundan sonra yürürlüğe girmiş ve yetkili yer yanında görevli mahkemeyi de açıkça düzenlemiştir. Yerel mahkemenin kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.