Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2019/4325 E. 2021/6052 K. 27.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4325
KARAR NO : 2021/6052
KARAR TARİHİ : 27.04.2021

Mahkemesi : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

Dava, aksi Kurum işleminin iptali ile 5510 sayılı Yasanın 81’inci maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalanma hakkının tespiti ile kurumca tahakkuk ettirilen fark prim borcunun iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince davalı Kurumun istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin işe giriş bildirgesini geç vermesinden dolayı 5510 sayılı Yasanın 81. maddesi kapsamında yararlandığı teşvik işleminin davalı Kurum tarafından iptal edildiğini, 2016/5,6,7,8 dönemleri için prim tahakkuk ettirildiğini, işlemin düzeltilmesi konusunda kuruma 17/10/2016 tarihinde itiraz ettiğini, kurumun red cevabı verdiğini, dava konusu kurum işlemi iptalini talep etmiştir.
II-CEVAP:
… vekili, davacı hakkında yapılan işlemlerin yasal mevzuata ve kurum genelgesine uygun olduğunu buna göre davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece mahkemesi, Beyoğlu SGM tarafından davacı şirket nezdinde çalışan …’a ait işe giriş bildirgesinin şirket tarafından yasal süre içerisinde verilmediğinden bahisle 5510 sayılı kanun 81. madde kapsamında teşvikten yararlanma hakkının kaldırıldığı ve davacı işyeri aleyhine 2016/5,6,7,8 aylara ilişkin olarak teşvikten yersiz yararlanma nedeniyle 27.132.85 TL prim ve 1605.68 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 28.738.53 TL tutarında, yine 2016/3 ayına ait 1 günlük ek APHB nedeniyle 20,04 TL prim ve 3,10 TL gecikme zammı borcu tahakkuk edildiği anlaşılmaktadır. Dav
ğında sigortalının 30.03.2016 tarihinde işyerinde çalışmaya başladığı, şirket tarafından Emniyete verilen kimlik bildirgesinin bir gün önce verilmesinin maddi hatadan kaynaklanabileceği kanaatine varılmış ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi, 18.04.2019 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi tarafından yeterli inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile esasdan reddine, dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili, davacı hakkında kurumca yapılan işlemin yasal ve hukuka uygun olduğunu, bu nedenle davanın reddine dair karar verilmesi gerektiğini beyanla, kararın bozulmasını istemiştir.
V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1-Dava dışı, … isimli çalışanın, davacı şirkete ait otel işyerinde 29.03.2016 tarihinde işyerine girdiğine dair, Emniyet görevlileri tarafından düzenlenmiş çalışanlara ait kimlik bildirme belgesine dayalı olarak, dava dışı sigortalının aslen 29.03.2016 tarihinde değil 30.03.2016 tarihi itibari ile işe giriş bildirimlerinin yapıldığı gerekçesi ile davalı kurumca, davacı şirketin teşvik indirimlerinden 01.04.2016 tarihi başlangıç kabul edilerek 1 yıl süreyle faydalandırılmamasına dair işlem yapıldığı ayrıca, 07.10.2016 tarihli kurum işlemiyle de, 2016 yılı 5,6,7,8. Aylarda yersiz faydalandığı gerekçesi ile 28.738,53 TL, fark pirm borcu tahakkuk ettirildiği, eldeki davanın ise, davalı kurumun bu işlemlerinin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle, davaya konu uyuşmazlığın dava dışı sigortalının 29.03.2016 tarihinde çalışmalarının varlığı noktasında toplandığı dikkate alındığında, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da davada taraf olmasında hukuki yararının olduğu anlaşıldığından, davanın sadece … hakkında yürütülüp sonuçlandırılması isabetsizdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.12.2011 günlü 2011/21-632 E;, 2011/784 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere dava sonucunda verilecek karar, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacı tarafa harcı da yatırılmak suretiyle yöntemince söz konusu sigortalıların davaya dahil edilmesi (davanın teşmil edilmesi) için süre verilmesi, anılan sigortalının gösterdiği deliller de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklik giderilmeden ve pasif ehliyet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-Diğer taraftan, davanın, sosyal güvenlik mevzuatında prim teşviki, destek ve indirim uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Yasanın 81’inci maddesi hükümlerinden faydalandırılma ve tahakkukun iptali istemi ile 28.11.2016 tarihinde açılmış eldeki davada, mahkemece davanın kabulüne dair karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Yasanın ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, ayrıca bu maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında …’nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. Sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği taktirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, 5510 sayılı Yasanın ek 17. maddesinin 4. fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması veya fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından yasal tüm şartların varlığı incelenmeli ve sonucuna göre işin esası hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesi ile kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.