Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/1711 E. 2020/4800 K. 23.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1711
KARAR NO : 2020/4800
KARAR TARİHİ : 23.09.2020

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1) Dava, 09.11.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sigortalıya bağlanan gelir, tedavi masrafları ile geçici iş göremezlik ödeneğinden oluşan kurum zararının rücuan tazmini istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 10 ve 26. maddesidir.
506 sayılı Kanun’un 26. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile davalının Kurumun rücu alacağından sorumluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür.
Kusur raporlarının, 506 sayılı Yasa’nın 26., 4857 sayılı Yasa’nın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasa’nın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenlepr, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar…” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Somut olayda, davalı TMO’dan tahıl yükleme boşaltma işini alan davalı … şirketinde çalışan kazalı, kamyona tahıl yükleme işi yaparken elevatörü kapattıktan sonra ağzında sıkışan bez parçasını almak için elini elevatöre soktuğu sırada elinin sıkışmasıyla %43 oranında sürekli iş göremez hale geldiği iş kazasına ilişkin eldeki davada, Mahkemece verilen ilk kararla kusur raporu alınmaksızın %70 kusur üzerinden davalıların sorumluluğu cihetine gidilmiş, verilen karar kusur yönünden bozulmuş olup bozma sonrasında bu defa Divanlı şirketinin %40, TMO’nun %35 kusuru üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Mahkemece verilen hükmün, kusur yönünden eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma sonrasında yapılan yargılama neticesinde hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı TMO asıl işveren kabul edilerek %35, davalı … şirketi ile dava dışı … alt işveren kabul edilerek %40, kazalı ise %25 kusurlu bulunmuş, kesinleşen tazminat dosyası ile iş müfettiş raporunda davalı TMO %40, davalı … şirketi %30, kazalı ise %30 kusurlu bulunmuş olup kusur raporlarında çelişki oluştuğu belirgindir. Diğer taraftan, Mahkemece verilen ilk kararı temyiz etmeyen davacı kurum yönünden kararı temyiz eden davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak (davalıların toplam kusurunun %70’i aşamayacağı) da gözetilmemiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak da gözönünde bulundurularak, davalıların kazanın oluşunda iş sağlığı ve işçi güvenliği mevzuatı yönünden kusuru tespit edilmeli, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden oluşa uygun rapor alınarak, varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
2) 09.11.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası ile ilgili davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi olup, davalıların sorumluluğu kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. 506 sayılı Yasa’nın 26/1. maddesinde, kastı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir eyleminin varlığı halinde işverenin rücu alacağından sorumluluğu olanağı tanınmıştır. Aynı Yasanın 26/2. maddesinde ise, 3. kişinin rücu alacağından sorumluluğu için, kasıt veya kusuruyla iş kazasının oluşumuna etkide bulunma koşulu öngörülmüştür. İşveren veya üçüncü kişiler ile üçüncü kişileri çalıştıranlara rücu olanağı anılan maddede öngörülen sayılı ve sınırlı durumların gerçekleşmesi halinde mümkün olup, 506 sayılı Yasa’nın 26. maddesine dayalı dava kapsamında, maddedeki sorumluluk hallerinin genişletilmesi veya genel hükümler uyarınca kusursuz sorumluluk yoluna gidilmesine olanak bulunmamaktadır.
Rücuan tazminat davasında, davalıların sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanır ve kurum zararından kusur oranında müşterek müteselsil sorumludurlar. Bu durumda konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun irdelenmesi de gerekmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddeleri (6098 sayılı Kanun’un 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun’un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi (tam teselsül) ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi (eksik teselsül) uyarınca ve aynı yasanın 142. maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da, öğretideki eleştiriler doğrultusunda tam ve eksik teselsül ayırımı kaldırılmışsa da (61. madde gerekçesi), teselsül esasına dayanan sorumluluk ilkesine ilişkin düzenlemeler korunmuş ve anılan Kanun’un birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 61. maddesinde de; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanun’un 163. maddesinde de davacının, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebileceği öngörülmüştür.
Anılan Yasanın 163. maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanmak için, zarara uğrayanın, talebi gereklidir. Diğer taraftan, dava dilekçesinde açıkça müteselsil sorumluluktan söz edilmiş ve kusurları oranında tahsil işleminde bulunulmamış ise; dava dilekçesindeki sözlerden, ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden davacının müteselsil ödetme isteği anlaşıldığı takdirde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi) ve Medeni Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen (gerçek maksat ve afaki iyiniyet kuralları) göz önünde tutularak davacının müteselsilen ödetme isteği kabul edilerek sonuca varılmak gerekir. Nitekim bu görüş Hukuk Genel Kurulu’nun 23/03/1966 gün ve 9/3 Esas, 80 karar sayılı ve 26/06/1983 gün ve 1981/9-533 Esas, 1983/724 Karar sayılı, 19/12/1986 gün ve 1985/4-822 Esas, 1986/1140 Karar sayılı ilamlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Yukarıdaki yasa hükümleri göz önüne alındığında, somut olayda, dava dilekçesinde davacı kurumun müştereken ve müteselsilen talepte bulunduğu, ıslah dilekçesiyle davalılar yönünden taleplerini ayrıştırdığı ancak Mahkemece davalıların teselsül hükümleri uyarınca sorumluluklarının hatalı belirlendiği, ilk peşin sermaye değerli gelir 78.769,66 TL olduğu halde davacı lehine toplam 83.840,07 TL gelire hükmedildiği, bu haliyle %100 kusur karşlığının dahi aşıldığı anlaşılmakla; Mahkemece ıslah talebi de gözönünde bulundurularak teselsül hükümleri uyarınca 506 sayılı Yasanın 2. fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirmeye göre davalıların sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz bulunmuştur.
3) Bozma sonrasında alınan bilirkişi raporuyla, dava dışı … hakkında da kusur izafe edilmişse de kusurlu bulunmasının nedenlerinin ortaya konulmadığı, soyut ifadelerle kusur izafe edildiği anlaşılmakla; Mahkemece dava dışı …’in sıfatının ne olduğu belirlenmeli, ortak olmasının tek başına kusur izafe edilmesi için bir neden sayılamayacağı gözönünde bulundurularak, olayın meydana gelmesinde kusuru olup olmadığının araştırılması ve hangi önlemleri alması gerektiğinin tespiti gerektiğinden, dava dışı …’in de sıfatı ve olayla ilgisi araştırılarak kusur durumu irdelenmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 23/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.