Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/4715 E. 2021/6000 K. 27.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4715
KARAR NO : 2021/6000
KARAR TARİHİ : 27.04.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : 2019/123-2019/272

Dava, iş kazası sonucu sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde ilamda belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesi kararının davacı … vasisi ile davalı vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı … Vasisinin tüm davalı vekilinin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Taraflar arasında manevi tazminat miktarı noktasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Önceki bozma ilamında da işaret olunduğu üzere gerek mülga 818 sayılı B.K.’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu açıklamalar doğrultusunda, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süre, iş kazasının gerçekleşmesinde taraflarının kusur oranları dikkate alındığında davacı eş Selda lehine takdir edilen manevi tazminatın fazla olduğu açıktır.
Mahkemece yapılacak iş, davacı eş lehine ilk kararda hükmedilen 65.000,00 TL manevi tazminatın az, iş bu temyize konu kararda hükmedilen 90.000,00 TL manevi tazminatın ise fazla olduğunu dikkate alarak, davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı da gözeterek, mahkemece hükmedilen ilk karardaki tutara adalete uygun bir miktarda artırım yapmak suretiyle davacı eş lehine hakkaniyete uygun bir miktar manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
3-Bir hususun varlığı veya yokluğu mahkemenin davayı esası bakımından inceleyip, karara bağlamasına engel teşkil ediyorsa, dava şartı söz konusudur. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Bu noktada, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığı ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi, doğrudan hâkime verilmiş ödevlerden olması karşısında, Yargıtay Dairesi, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir.
Davanın hukuksal niteliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından da söz edilemeyecektir
Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkate alınması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.07.2007 gün 2007/13-453Esas ve 2007/453Karar sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
Öte yandan birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 6098 sayılı TBK’nun 61. maddesi uyarınca (818 sayılı B.K.’nun 50 ve 51. Maddesi) ve aynı Yasanın 163. (818 sayılı B.K.’nun 142.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı Yasanın 163. (BK 141) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır.
Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 165.maddesi (818 sayılı BK’nun 144. maddesi) hükmüne göre, Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. 166. maddesi(818 sayılı BK’nun 145. maddesi) hükmüne göre, sorumlulardan birinin zararı ödemesi halinde, diğerleri bu oranda borçtan kurtulurlar. Ancak, müteselsil borçluların borçtan tamamen veya kısmen kurtulabilmeleri, alacaklının bilfiil tatmin edilmiş olması halinde söz konusudur.
Ödemeye ilişkin davanın yasal dayanağı ile ilgili 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.”hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, dava kendisine ihbar olunan Dubai Sigorta AŞ tarafından dosyaya sunulan 05.05.2016 tarihli dilekçe ekindeki belgelere göre, sigorta şirketi ile davacılar vekili arasında düzenlene 12.04.2016 tarihli “Sulh Protokolü ve İbraname” başlıklı belgeye göre 118.776 TL tutarındaki ödeme karşılığında Dubai Sigorta A.Ş.’nin tamamen, davalıların ise yapılan ödeme ile sınırlı olmak üzere ibra edildiği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, dava harici sigorta şirketi tarafından yapılan bu ödemenin iş kazasından kaynaklı tazminat alacağına mahsuben yapılmış ifa niteliğinde bir ödeme olup olmadığını değerlendirmek, yapılan ödemenin ifa amacı taşıdığının kabulü halinde ise; ne kadarının maddi ve ne kadarının manevi tazminata ilişkin yapılmış ödeme olduğunu belirlemek, maddi tazminat alacaklarının karşılanan kısmının tespit ederek karşılanan kısım yönünden davalının sorumlu olmadığını hükümde gözeterek karar vermek; öte yandan davacıların manevi tazminata ilişkin fazlaya ilişkin talep haklarını saklı tutarak bir ödeme alıp almadıklarını araştırarak, sonucuna göre manevi tazminatın karşılanmayan kısmına hükmetmek; aksi durumun varlığı halinde ise manevi tazminatın bölünmezliği ilkesini gözeterek manevi tazminat alacaklarının tamamen karşılanıp karşılanmadığını gözeterek manevi tazminat alacaklarının reddine yönelik bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde temyiz eden davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına, 27/04/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.