Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/6558 E. 2020/5456 K. 06.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6558
KARAR NO : 2020/5456
KARAR TARİHİ : 06.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

KARAR

Davacı, davalı işyerinde 01.03.2008-26.07.2008 tarihleri arasında çalıştığının tesbitini istemiştir.
Mahkemenin davanın reddine dair 24/12/2013 tarihli hükmü Dairemizin 12/02/2015 Tarih 2014/4536 Esas 2015/2406 Karar sayılı ilamı ile öncelikle davalı işyerine ait dönem bordrolarındaki bordro tanıklarını dinlemek ve tanıkların beyanları arasındaki çelişkiyi gidermek, bordro tanıklarının bulunamaması veya beyanlarının yetersiz olması nedeniyle gerek görüldüğü takdirde Kurumdan, Belediyeden sorulmak suretiyle veya zabıta araştırması ile tespit edilecek komşu işyerlerinde benzer işi yapan işlerle uğraşan işverenler veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanların beyanlarına başvurmak, davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar vermek gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık öncelikli olarak taraf teşkilinin sağlanması olup sonrasında işin esasına dair incelemeye geçmek gerekir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davalı şirketin Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/144 Esas 2010/358 Karar sayısıylan19/10/2010 günü saat 12.45 itibariyle karar verilerek Çorlu 1. İcra ve İflas Müdürlüğünde başlandığının 13/03/2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır.
Kural olarak, İİK’nun 191. maddesi gereğince borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olup, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflas ile kısıtlandığından, aynı Kanun’un 226. maddesinde de masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Diğer anlatımla, iflasın açılmasıyla dava takip yetkisi (ve taraf sıfatı) artık müflise değil, iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede İİK’nın 226-229 maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına (iflas idaresi oluşturuluncaya kadar iflas dairesine), şayet basit tasfiye (İİK.md.218) usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Müdürlüğüne (İflas Dairesine) aittir.
Somut olayda, davalı işverenin iflasına karar verildiği anlaşılmış olup davacıya usulüne uygun olarak iflas masasına başvurması ve taraf teşkilinin sağlanması için süre verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmadan karar verilmiş olması hatalıdır.
Bunun yanı sıra davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30/06/1999 gün 1999/21-549-555- 03/11/2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda, davacının davalıya ait 1046811 sigorta sicil nolu işyerinden verilmiş 26.07.2008 tarihli işe giriş bildirgesinin olduğu, hizmet cetveline göre 26.07.2008-07.03.2009 tarihleri arasında davalı işyerinde sigortalı olarak çalıştığı, çalışmanın daha önce başladığı ve kesintisiz devam ettiğinin iddia edildiği, tespit istenen dönemde başka işyerinde çalışmasının olmadığı ve davalı işyerinin kanun kapsamında olduğu, bir kısım tanıkların davacı ile aynı serviste olmaları nedeniyle davacıyı tanıdıkları, bir kısım tanıkların davacının paketleme bölümünde çalıştığını bildikleri ancak kendilerinin farklı bölümde olduklarını belirttikleri, bir kısım tanıkların davacıyı tanımadıklarını beyan ettikleri, tanık beyanlarının sonuca gitmek için yetersiz olduğu, diğer bordo ve komşu işyeri tanıklarının araştırılıp dinlenmediği, davacının çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmediği anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, öncelikle davalı işyerine ait dönem bordrolarındaki özellikle paketleme bölümünde çalışan bordro tanıklarını tespit ederek dinlemek ve tanıkların beyanları arasındaki çelişkiyi gidermek, bordro tanıklarının bulunamaması veya beyanlarının yetersiz olması nedeniyle gerek görüldüğü takdirde Kurumdan, Belediyeden sorulmak suretiyle veya zabıta araştırması ile tespit edilecek komşu işyerlerinde benzer işi yapan işlerle uğraşan işverenler veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanların beyanlarına başvurmak, gerektiğinden davacının kullandığı servis şoför/şoförlerinin tespit edilerek beyanlarına başvurmak ve davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine
06/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.