YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/7205
KARAR NO : 2021/11581
KARAR TARİHİ : 05.10.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi
Dava, iş kazasından kaynaklanan sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalı vekilinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince istinaf başvurusun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 05/10/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı asil … ve adına Av. … ile davalı adına Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 27.11.2014 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 01.07.2006 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğradığını beyanla, belirsiz alacak davası niteliğinde 1.000 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 13.08.2018 tarihli talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini 105.116,45 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu olaya ilişkin davacı …’in 03/10/2006 tarihinde … İş Mahkemesinde maddi ve manevi talepli dava açtığını, tarafların 01/10/2007 tarihinde sulh olduklarını, davacının feragat ettiğini, mahkemenin sulhu onaylamasına dair kararını kesinleştiğini, buna göre davacıya 16.000 TL maddi ve 1000 YTL manevi olmak üzere toplamda 17.000 YTL ödeme yapıldığını, aynı davanın önceden kesin hükme bağlandığını, ve diğer sebeplerle davanın reddini savunmuştur.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI:
İlk derece mahkemesince; “1- Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile, 105.116,45 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 01/07/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 50,000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 01/07/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla manevi tazminat talebinin reddine, ” şeklinde karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Davacının istinafa konu işbu davasında; ….İş Mahkemesi’nin 2006/2813 Esas, 2007/731 Karar sayılı dosyası ile davacının, davalının, dava konusu ve sebebinin aynı olduğu, her ne kadar mahkemece, iş kazası nedeni ile, meydana gelen zararın zaman içinde artmış olduğu iddiası nedeni ile bu aşamada bu dava konusu hakkında kesin hüküm talebinin reddine karar verilmişse de, davacı vekilinin dava dilekçesinde, açıkça maluliyet oranında artış olduğu belirtilerek artan maluliyet yönünden bir talepte bulunmadığı gibi, dosyada Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan bildirilen ve istinaf aşamasında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan gelen yazıda davacının davalı işyerinde geçirdiği iş kazası nedeni ile 22/03/2007 tarihinden itibaren %47,20 sürekli iş görmezlik oranı üzerinden iş kazası geliri bağlandığının bildirildiği, taraflar arasında sulh sözleşmesinin yapıldığı tarihte maluliyetin aynı oranda olduğu, sonrasında artış olmadığı ve yine dosyada bildirilen bu orana göre maddi tazminat hesabı yapıldığı ve davacı tarafça bir itirazda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Yine manevi tazminat talebi yönünden, protokol ve ibraname başlıklı belge gereğince de, manevi tazminat için ödeme yapıldığı ve artık yeniden talep edilemeyeceği açıktır. Tüm dosya içeriği ile, kesin hüküm nedeni ile davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ve davalı vekilinin bu yönden istinaf itirazının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dairemizce, mahkeme kararı kaldırılarak ve davanın reddine karar verilerek yeniden hüküm kurulmuştur.” Gerekçesiyle “Davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde olup, mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğu, ancak mevcut delil durumuna göre yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç olmadığı anlaşıldığından, HMK ‘nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca Mahkeme kararının kaldırılmasına, Davanın reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince davanın açılma sebebinin, dava konusu ve sürekli iş göremezlik oranı konusundaki değerlendirmenin bölge adliye mahkemesince eksik ve hatalı olduğunu, müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının arttığı için dava açıldığını, 2011 yılında bu iş kazasına bağlı olarak bacağının kesildiğini, dava konusu farklı olduğu için yapılan ödemeye istinaden manevi tazminatın bölünmezliğinden de bahsedilemeyeceğini, kesin hükmün söz konusu olmadığını, ayrıca, İstinaf Mahkemesi’nce kesin hüküm gerekçesi ile iş bu davanın reddine karar verilmişse de, kesin hüküm teşkil ettiği ileri sürülen dava sonucunda müvekkiline ödeme yapılmadığını ve protokol gereğinin davalı tarafından yerine getirilmediğini, yukarıda izah olunan tüm bu hususlar dikkate alınmadan ve gerekli araştırma ve incelemeler yapılmadan salt kesin hüküm gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hukuka ve kanuna aykırı olduğunu beyanla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
6100 sayılı HMK’nun 370.maddesinde “(1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır.
(2) (Değişik: 31/3/2011-6217/29 md.) Temyiz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.
(3) Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır.
(4) Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır.” Düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan taraflar arasında bir önceki yargılama neticesinde verilen 01.10.2007 tarihli karar aşamasında uygulanan 5521. sayılı Kanunun 8/2.maddesinde “İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı zamanda aynı karar tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’da açıkça bir düzenlemeye yer verilmemekle beraber davaya son veren taraf işlemleri arasında sulh de kabul edilmekteydi. Nitekim anılan Kanunun 151/5.fıkrasında “Zabıtnamenin, şahitlerin ve ehlihibrenin ifadelerine ve iki tarafın ikrar ve sulh ve feragatine taallük eden kısımları bunların huzurunda okunarak kendilerine imza ettirilir” düzenlemesi yer almaktaydı.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davacı sigortalının 01.07.2006 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle sağ bacağından diz altı ampütasyon işleminin 23.07.2006 tarihinde yapıldığı, 27.06.2007 tarihli kurum sağlık kurulu raporuyla da davacının %47,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, bu tarihten sonra düzenlenen özürlü sağlık kuru raporunun ise sigortalının sürekli iş göremezlik oranında değişen gelişen durum olarak kabul edilmeyeceği ve farklı bir dava konusunu oluşturmayacağı açıktır. Öte yandan iş bu temyize konu davadan önce, davacının vekili aracılığıyla … İş Mahkemesi huzurunda 16.10.2006 tarihli dava dilekçesiyle açtığı mahkemenin 2006/2813 Esasına kaydedilen davada, 01.07.2006 tarihli aynı iş kazası olayı nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 25.000 TL maddi tazminat ile birlikte 75.000 TL manevi tazminat talep ettiği, yargılamanın devamında tarafların 01.10.2007 tarihli “Protokol ve İbranamedir” başlıklı imzalarını taşıyan belge doğrultusunda, Mahkemece aynı tarihli oturumda taraf vekillerinin huzurunda, “anılan protokolün onanmasına, taraflar davayı sulh ile çözdüklerinden davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verildiği, bu hükmün yasal anlamda kararın tüm unsurlarını taşıyıp vekil yüzlerine karşı tefhim edildiği açıktır.
O halde, 01.10.2007 karar tarihinde yürürlükte bulunan 5521 sayılı Kanunun 8/2.maddesindeki 8 günlük yasa yolu süresinin taraf vekillerine hükmün tefhimiyle işlemeye başladığı, bu cümleden olarak da kararın 8 günlük yasa yolu süresini takiben HUMK 161. madde hükmü gereğince 09.10.2007 tarihi mesai bitiminde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu duruma göre aynı konuda, aynı sebebe dayalı olarak ve aynı taraflar arasında görülüp kesinleşen önceki kararın, kesinleşme şerhinde yanılgılı değerlendirme ile tebliğden itibaren yasal süre işletilerek iş bu temyize konu dava tarihi olan 27.11.2014 tarihinden sonra, taraflar arasında görülen önceki kararın 29.07.2015 tarihinde kesinleştiğinin kabulü hatalı olmuş ise de; kesin hüküm varlığını nedeniyle HMK 114/1-i ve 115/2.maddesi gereğince usulden redde karar verilmesi ve buna göre AAÜT 7/2.maddesi gereğince vekâlet ücreti takdiri gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, anılan açıklamalar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK 369.maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırılıklar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370.maddesi hükmü gereğince Bölge Adliye Mahkemesi hükmü düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesinin 19.11.2019 tarih ve 2019/475 E- 2019/2348 K sayılı kararının
A) Gerekçe Kısmında 3. Paragrafta yer alan “29/07/2015 tarihinde kesinleştiği” rakam ve sözcüklerinin silinerek yerine:
“ 5521 sayılı Kanunun 8/2.maddesi gereğince kararın taraflar yüzüne karşı tefhim edildiği 01.10.2007 tarihini takiben 09.10.2007 tarihi mesai bitiminde kesinleştiği” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına
B) Gerekçe Kısmında 14. paragrafta yer alan “29/07/2015 tarihinde kesinleştiği” rakam ve sözcüklerinin silinerek yerine:
“ 5521 sayılı Kanunun 8/2. maddesi gereğince kararın taraflar yüzüne karşı tefhim edildiği 01.10.2007 tarihini takiben 09.10.2007 tarihi mesai bitiminde kesinleştiği” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına
C) Gerekçe Kısmında 16. Paragrafta yer alan “Tüm dosya içeriği ile, kesin hüküm nedeni ile davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ve davalı vekilinin bu yönden istinaf itirazının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dairemizce, mahkeme kararı kaldırılarak ve davanın reddine karar verilerek yeniden hüküm kurulmuştur.” rakam ve sözcüklerinin silinerek yerine:
“Tüm dosya içeriği ile, kesin hüküm nedeni ile davanın HMK 114/1-i ve 115/2.maddesi gereğince usulden reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ve davalı vekilinin bu yönden istinaf itirazının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dairemizce, mahkeme kararı kaldırılarak ve davanın usulden reddine karar verilerek yeniden hüküm kurulmuştur.” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına
D) Hüküm Kısmında “2-Davanın reddine,” bendinin silinerek yerine:
“2-Davanın HMK 114/1-i ve 115/2.maddesi gereğince Usulden reddine” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına
E) Hüküm kısmında 3. bendin tamamen silinerek yerine:
“3-Karar tarihine göre alınması gerekli 44,40 TL karar ilam harcından davacı tarafça peşin ve ısahla yatırılan toplam 2.170,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.125,60 TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,
-Dava şartı yokluğu nedeniyle AAÜT 7/2.maddesi gereğince 2.725 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Davalı tarafından mahkeme ve istinaf safahatında yapılan tolam 125,43 TL yargılama giderinden davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına Bölge Adliye Mahkemesi Hükmünün HMK’nın 370. maddesi gereğince açıklanan nedenlerle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 3.050,00 TL. duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.